menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üstad’ın 100 yıl öncesi sürgünü (1)

15 0
12.04.2026

Bu sürgün olayını hem dönemin devlet aklı, hem de tarihî belgeler ışığında objektif bir şekilde değerlendirmek gerekirse; 

İlk olarak devletin bakış açısından yani güvenlik odaklı yaklaşım açısından baktığımızda; Cumhuriyet’in henüz çok genç olduğu (2. yılı) ve devrimlerin başladığı bir dönemde bahsedilen Şeyh Said isyanı patlak vermişti. Ankara hükümeti, bu isyanı sadece bölgesel bir olay değil, rejime yönelik topyekûn bir tehdit(!) olarak gördü. Devlet açısından meselelere bakanlar, doğru kabul edemeyeceğimiz topyekûncu bir anlayışla hareket etmiş, bu doğrultuda çeşitli yanlış uygulamalara başvurmuştur. İşte böyle yanlış bir uygulama da Üstad Said Nursî’nin haksız ve kanunsuz bir şekilde sürgün edilmesidir.

İkinci olarak, dönemin olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanunu çerçevesinde, isyanla doğrudan bağı olmasa bile nüfuz sahibi din adamları ve kanaat önderleri, bölgeden uzaklaştırılarak "tedbiren" (ama kanunlara aykırı bir şekilde) sürgün edildi.

İşte bu açıdan, (“önleyici tedbir” çerçevesinde), Said Nursî isyana bizzat katılmamış, hatta isyanın liderlerine karşı çıkmış olsa da, bölgedeki nüfuzu ve dinî kimliği sebebiyle potansiyel bir risk odağı olarak kabul edilerek haksız bir şekilde sürülmüştür.

Bu dönemde Said Nursî’nin duruşuna ve tarihî gerçeklere bakarsak. Said Nursî’nin kendi ifadeleri, onun Şeyh Said’e destek vermediğini gösterir. 

Şeyh Said, bizzat kendisi Said Nursî'ye bir mektup yazarak harekete katılmasını istemiş; kendilerine katıldığı takdirde........

© Yeni Asya