Fethin zemini Bursa’da hazırlandı
FATİH DEVRİNE ZEMİN HAZIRDI
Sultan II. Mehmed’in, bütün bunları ve daha fazlasını yapacağına kâni, devletin geleceğinden emin bir ruh hali içinde, uzun zamandır hasretini çektiği Hüdâvendigâr’a dönmeye hazırlandığı günlerde, tekrar nükseden hastalığı şiddetlenmiş ve 3 Şubat 1451 tarihinde vefat etmişti. Vasiyeti mucibince naşı Hüdavendigâr’a getirilip külliyesindeki türbesine defnedilmişti.
Osmanlı Devleti’nin altıncı padişahı olan Sultan II. Murad, berzah otağı mesabesindeki türbesi Hüdevandigâr’da yapılan son padişahtı. Oğlu II. Mehmed feth-i mübine mazhar olarak Konstantiniye’yi fethedip ‘İslâmbol’ sıfatlı bir İslâm diyarı haline getirmiş, kendisi de ‘Fatih’ sıfatını alıp şehre yerleşerek bu husustaki ilk fermanını vermişti:
“Şu andan itibaren İslâmbol benim tahtımdır.”
Bu karardan sonra bütün Osmanlı padişahları saray menzili ve berzah yurdu olarak sadece İslâmbol’u seçmişlerdi. Korstantiniye’nin fethine kadar Osmanlı’nın en büyük şehri olan Hüdavendigâr, pây-i taht sıfatı ile birlikte o unvanını da kaybetmiş ve bir ‘valide sultan’ hasletiyle kendi köşesine çekilmişti.
Fakat Osmanlı’nın ilk şehri olması hasebiyle, valide sultan şefkati ve asaleti içinde, aralarında saltanat mücadelesi sırasında orayı pay-i taht yapmak isteyen İsa, Musa, Süleyman Çelebilerin, Cem Sultan’ın ve şehzade Mustafa gibi maktul şehzadelerin ve ailelerinin de bulunduğu pek çok evlâd-ı Osmaniyeyi hasretle bağrına basmıştı.
Osmanlı Obası’na ne geniş ne dar, tam karar bir yurt olmuştu Bursa Ovası. Onlar berzah âleminde de otağı andıran türbelerinin içinde aileleri ile birlikte idiler. Ekseriyet itibarıyla fiilî veya hükmî şehid oldukları için öldüklerini idrak etmediklerinden, Allahüâlem ilk şehrin hasbî hayatına onun bağrındaki berzah menzillerinde de devam ediyor gibidirler.
Sultan, baba, dede, hazret, abdal, efendi…
Hüdavendigâr’ın manevîyat mihrakı şahsiyetlerin sıfatlarıydı bunlar. Ekseriyeti ilk şehrin fethine fiilen iştirak etmişti. Kimi cephe gerisinde hizmet görürken kimi müridanıyla, muhibbanıyla, ahfadıyla muhasaraya katılmış, bazıları askerlerle birlikte ilk safta yer almış, surlara tırmanmıştı. Çoğu şehid olmuştu, ama aralarından burçlara bayrak dikenler de çıkmıştı.
Gazi olanların hemen hepsi fethi müteakip dergâhlarına, zaviyelerine, medreselerine çekilmişlerdi. Bir yandan kendi usullerince insan yetiştirirken diğer yandan buldukları inziva menzillerine veya kendilerine gösterilen yerlere yeni ibadet mahalleri, irşat merkezleri, zikir menzilleri açarak ilk şehri manen ihya etme gayreti içine girmişlerdi.
Şehid düşenler; müridleri, talebeleri, müntesipleri, muhibbanları tarafından oldukları yere defnedilmişlerdi. Başlarına onları temsil edecek kavuklu, sarıklı, takkeli hece taşları konmuş, türbe yapılmış, üstlerine çiçek ekilmiş, yanlarına servi, çınar, defne, erguvan dikilmiş, gümüş kurnalardan duru sular akıtılmıştı.
Esir ettiği Yıldırım’ı demir kafese koyup Anadolu’yu dolaştıran, Koca Osmanlı’ya hazin fetret yıllarını yaşatan, ilk şehir Hüdavendigâr’ı kana bulayan, yağmalayan, yakıp yıkan, koca çınar dallarında günlerce masum insan cesetlerini sallandıran, mümbit Bursa Ovası’nı çoraklaştıran, çeşmeleri kurutup dereleri, ırmakları kirleten, yaşayanları ölümü özler hale getiren Timur taunu onlara hiçbir şey yapamamıştı.
TOPRAĞIN ALTI DA ÜSTÜ GİBİ HAYATTARDI
Tıpkı gazi, hüdavendigâr, çelebi, yıldırım, ebu-hayrat sıfatları ile anılan hükümdar türbelerinde olduğu gibi onlar da ilk şehrin değişik yerlerine tohum serper gibi serpilmişçesine yükselen küçüklü, büyüklü türbelerinde, mezar taşı yerine servi ağacı dikilen isimsiz, sade mezarlarında aile fertleri, talebeleri, müridleri, ahfatları ile birlikte berzah hayatı yaşamışlar, gelen misafirlerini orada karşılayıp ağırlamışlardı.
Hüdavendigâr türbeleri, toprağın altını da üstü gibi hayattar hale getirmişti. Ahfatları, oralarda yaşayanların adlarını da sıfatlarını da kullanmaz, varlıklarını hissederek haz duyarlardı. Ahali tarafından........
