Bursa'nın kalbi: Ulu Camii
Dizi: Bursa’nın Fethinin 700. yılı - 11 İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...
KUR’ÂN’IN HÜCÜMU HEYKELLEREDİR
Bu hususta Bediüzzaman Said Nursî ile Mustafa Kemal arasında yaşanan bir tartışmada da heykel meselesi medar-ı bahs olmuştu. Mustafa Kemal’in meclis adına yaptığı davete icabet ederek İstanbul’dan Ankara’ya gelen Bediüzzaman, mecliste, başkanda ve mebuslarda görmeyi ümit ettiği dinî yaşayışı, millî şuuru ve hakikî cumhuriyet telâkkisini bulamayınca ikaz etmiş, ikazları kâle alınmadığı için de Van’a gitmek üzere Ankara Tren Garı’na gelmişti.
Bediüzzaman’ın kararından haberdar olan ve İstanbul’da, Sarayburnu semtinde ilk heykelini diktirmeye hazırlanan Mustafa Kemal de gara gelmiş ve ona heykeller hakkındaki kanaatini sormuştu. “Büyük Kur’ân’ımızın bütün hücumu heykelleredir” demişti Bediüzzaman. M. Kemal “Ben, milletin yaptıklarımı hatırlaması için heykellerimi diktirmek istiyorum” deyince Bediüzzaman “Müslüman devlet adamlarını hatırlatacak heykel-misâl eserleri hastahane, mektep, yetimhane, cami, mescid, yol, köprü, kütüphane gibi âbideler olmalıdır” diye cevap vermişti.
Eser insan için yapılır, insan da eseri yapanı sever, muhabbet eder. Bunlar dinî, millî, İslâmî tefekkürün tezahürü olan mülâhazalar. Fakat heykeli dikilen de diken de diktiren de öyle mümtaz bir meziyet taşımadığı için Said Nursî’nin Kur’ân-ı Kerîmi mehaz göstererek verdiği cevaba rağmen Mustafa Kemal Avusturya’dan heykeltıraş Crippel’i getirtmiş ve heykelini diktirmişti.
İlk heykelin İstanbul’un Sarayburnu mevkiine dikilmesi manidardı. Zira İstanbul saltanatın ve hilâfetin merkezi idi. Heykelin sırtı İstanbul’a ve Osmanlı padişahlarının ekseriyetinin yaşadığı Topkapı Sarayı’na dönüktü. Heykel, saygı ile hatırlanmayı sağlayacak müşfik, sevimli, hoş görüntü yerine korku ile bakılacak öfkeli, hiddetli, asabî bir şekilde tasvir edilmişti. Bu hali ile İslâm’a, hilâfete, Osmanlı’ya karşı olduğunu gösteren bir duruş sergilendiği âşikârdı.
HEYKELLER HER YERİ İSTİLÂ ETTİ
Ne var ki İstanbul’a dikilen ilk heykel son heykel olmadı. O zamandan bu yana bir İslâm ülkesi olan Türkiye’de kimi apartman boyunda, kimi dağ cesametinde çeşitli ebat ve şekillerde 135 binden fazla heykel dikildi. Hâlâ da dikiliyor. Okullardaki, resmî dairelerdeki, hastanelerdeki, adliyelerdeki büstler, anıtlar, rölyefler ve benzeri sanem-perestlik tezahürü eşkaller bu sayının dışında.
Bursa’da yol yapma, meydan açma bahanesi ile yüzden fazla cami mescid yıkıldı. Bir o kadar da külliye, imaret, han, hamam, şifahane, tekke, dergâh, zaviye, türbe, çeşme gibi vakıf eserleri kapatılıp ya muhteris iş adamlarına haraç-mezat satıldı ya halkevi, Türk ocağı, spor kulübü gibi yerlere verildi, ya da yapılış maksadının dışında kullanıldı.
Valiliğin onlardan elde edilen paralar ile yaptırdığı ilk eser heykel dikmek oldu. Ankara’dan gelen emirle veya makamında kalmaya çalışan valinin riyakârlığı ile hummalı bir çalışma başlatıldı. Neticede 12 ton çamur, tonlarca mermer, demir, tunç ve benzeri malzeme kullanılarak, yüksek kaide üzerine, ilk bakışta atı binicisinden daha büyük ve heybetli görünen askerî üniformalı bir heykel dikildi.
Heykel için seçilen yer, zaman, şartlar ve sair maksatlar İstanbul’dakinden pek farklı değildi. Zira 1931 yılında, bütün memleket gibi Bursa’nın da yoklukla, yoksullukla, kıtlıkla, kuraklıkla boğuştuğu, evsiz-barksız kalan on binlerce insanın yardıma muhtaç olduğu bir zamanda, sadece o heykele 45 bin lira harcanmıştı. İstanbul’un Şişli semtinde kurulan hususî dökümhanede yapılan parçaları, tonlarca mermeri, taşı, kumu, kireci, demiri, çamuru taşınma masrafları ile birlikte o meblağın 50 bin lirayı aştığı muhakkaktı.
HEYKELLERE HARCANAN PARALAR EĞİTİME HARCANMALIYDI
Türkiye’deki bütün heykellere, büstlere, rölyeflere, resimlere ve benzeri fuzuliyata harcanan paralar hesap edilse ve ortaya çıkacak büyük meblağlar eğitime harcansa, fabrikalar kurulsa, işyerleri açılsa, kim bilir ne kadar çok büyük insan yetişir, kaç kişi orada iş bulur, geçimini sağlar, ev-bark sahibi olur, hem kendisi kazanır, hem ülkesine kazandırırdı.
Heykelin dikildiği yerin de resmî mihraklar tarafından kast-ı mahsusla seçildiği belli idi. Çünkü şehrin merkezi olan ve Bursa’nın sembolü, Osmanlı’nın şiarı addedilen Ulu Cami’ye yakın bir yere dikilmesi, heykelin Osmanlı’nın ilk şehrindeki ilk Ulu Cami’yi........
