Külliyeden geçer, gider, biter…
“On ikinci yargı paketini önce Cumhurbaşkanlığı Külliyesine sunuyoruz. Oraya sunduk. Daha sonra, oradan geçtikten sonra da Adalet Komisyonu. İnşallah o sırada da kamuoyuna bilgilendirme yapabileceğiz.”
Burada kastedilen “Külliye” elbette bir yer adı olan Külliye değil, kendisinin bağlı olduğu Cumhurbaşkanlığı makamı idi. “Makama sunduk” değil de “Mekâna sunduk” demesi çok da önemli değil. “Belki makamın adını ağzına destursuz almaktan çekinmiştir” der geçeriz.
Ama bu kısa sözlerin arkasındaki diğer manalar çok mühim.
Sayın Bakan demiş oldu ki “Öncesinde bu paketle ilgili olarak size ayrıntılı bilgi veremiyoruz. Zira paketin son şeklini biz vermeyeceğiz, Külliye verecek.”
Bu açıklamada yanlışlık şurada:
Yeni Anayasaya ve CHS’ye göre Yürütmenin Yasamaya kanun teklif etme hakkı yok. Yani Bakanlar Kurulu da Bakanlar Kurulu’nun kanun tasarısı da eskide kaldı. (Kanunda yeri olmayan, ama muktedirlerin haberlerinde verilen kabine ve “kabine toplantısı” ise “tek adam rejimi”ni gözden uzak tutma gayretinden başka bir şey değil).
Bu sistemde TBMM’ye sadece “Kanun teklifi” sunulabilir ve onu da iktidar ya da muhalefet partilerine mensup ya da bağımsız milletvekilleri sunar. Yani kanun teklifleri Meclise vekiller vasıtasıyla gelir. Mecliste üyesi ya da grubu bulunan partilerden veya bağımsız vekillerden gelmiş olur.
Meclisinin ruhuna el Fatiha…
Sayın Bakan yukarıdaki açıklamasıyla bir de demiş oldu ki “Adalet Komisyonuna geçtikten sonra biz bilgi vereceğiz.”
Buradaki Adalet Komisyonunun Adalet Bakanlığına bağlı bir komisyon olduğunu sanmayınız. TBMM’nin bir komisyonu. Ama bir kanun teklifi oradan geçerken ya da geçince........
