menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bediüzzaman’a göre meşrutiyet ve meşveret-i şer’iye - Meşveret, şûrâ ve sahs-ı manevî-6

20 0
27.07.2026

O, Meşrutiyeti yalnızca bir yönetim şekli olarak değil, İslâm’ın temel prensipleriyle uyumlu bir toplumsal sistem olarak değerlendirir. Onun nazarında Meşrutiyetin özü ve ruhu, Kur’ân’ın emrettiği meşveret, adalet ve hürriyet esaslarına dayanır. Bu sebeple meşrutiyeti, Batı’dan alınmış yabancı bir sistem olarak değil, İslâm’ın ruhunda mevcut olan prensiplerin asrın şartlarına muvafık bir tezahürü olarak görmüştür.

Bediüzzaman, “Meşrutiyet ve Kanun-u Esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir”1 diyerek meşrutiyetin mahiyetini açıkça ortaya koyar. Ona göre meşrutiyet, keyfî idarenin yerine hukukun hâkim olduğu, şahısların değil prensiplerin üstün tutulduğu bir idare şeklidir. Bu sistemde yöneticiler de kanuna tâbidir; adalet herkes için geçerli bir ölçü hâline gelir. Bu nedenle Meşrutiyetin korunması ve yaşatılması, toplumun huzur ve saadeti için büyük önem taşımaktadır.

Bediüzzaman’ın düşünce sisteminde meşveret, meşrutiyetin temel esasıdır. İstişareye dayanan bir yönetim anlayışı, hem fertlerin hem de toplumun fikir ve kabiliyetlerini ortaya çıkarır. Böylece kararlar bir kişinin fikrine göre değil, ortak akla dayanır. Ortak aklın hâkim olduğu bir toplumda ise hata ihtimali azalır, adalet kuvvet bulur ve milletin ilerleme hızı artar.

Meşrutiyetin toplum üzerindeki etkilerini anlatırken Bediüzzaman, hürriyet fikrinin önemine dikkat çeker. Ona göre meşrutiyet hükümet sistemine yerleştiğinde, hürriyet düşüncesi toplumun bütün katmanlarına yayılır. İnsanlar düşüncelerini daha rahat ifade eder, ilim ve sanat gelişir, farklı meslek ve topluluklar kendi alanlarında daha verimli çalışabilirler. Böylece meşrutiyet sadece siyasî bir gelişmeyi meydana getirmez; aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda da toplumun ilerlemenin önünü........

© Yeni Asya