Çocuk bayramı olan tek ülkeyiz, ama...
Ana kucağında başlar yolculuk, Okunan ilk ezan kulakta kalır. Gönül saksısında çiçektir çocuk, Sevgiyle beslenir, ayakta kalır.
Yıllardır dünyada çocuk bayramı olan tek ülkeyiz diye övünüyoruz. Bu bayram, son yıllarda başka ülkelerden çocukların da katılımı ile uluslararası bir kutlamaya döndü. Halkoyunları, şiirler ve beylik konuşmalarla kutlanan bu çocuk bayramı, çocuklara ne katıyor, onların meselelerine ne gibi çözümler üretiyor, gelecekleri için ne gibi imkânlara vesile oluyor diye baktığımız zaman, kocaman bir hiç görüyoruz.
Her 23 Nisan günü, çocuklar büyüklerin makamına oturur, bir kaç dakikalığına da olsa, emirler ve talimatlar verirler. Sonra da oyun sona erer, sadece bir kaç çocuk, bir kaç dakikalığına kendilerini cumhurbaşkanı, bakan, vali veya belediye başkanı olarak bir çocuk tiyatrosunun içinde bulur.
Aile büyükleri tarafından o koltuğa yakıştığı ve ileride o makamlara gerçekten oturmak için çok çalışması gerektiği şeklinde telkinler yapılır fakat, o koltukların sorumluluğu hiç hatırlatılmaz. O makamların devletin emaneti olduğu, millete hizmet için kullanılması gerektiği, millete hizmetin mukaddes bir vazife olduğu gibi ahlak kuralları anlatılmaz. Sadece makamın sağladığı itibarla, şatafatlı araç konvoyları ve alkışlarla iktifa edilir. Dünyevî makamların mânevî mesuliyeti çocuğa iyice anlatımazsa, o çocuğun gözünü makam hırsı bürür. Ona ulaşmak için Makyavel gibi her yolu mübah görür.
"Eğitim şart" diye bir sloganı yıllardır söyleyip dururuz. Ama nasıl bir eğitim sorusuna hiç cevap aramayız. Eğitim nereden başlar, nasıl devam eder, temelleri nasıl olmalıdır şeklindeki suallere hiç kafa yormayız.
Eğitim önce ailede başlar, sonra okulda ve çevrede öğrenilen çoğu yanlış bilgilerle devam eder. Bugün temel eğitim diye tatbik edilen sistem çocukları ancak bu kadar eğitebiliyor. Demek ki, temel eğitimden önce, eğitimin temelleri........
