Dilde hassasiyet: “ulusal’ mı, “millî” mi?
Bin küsur yıllık bir medeniyet coğrafyasında çok zengin bir dile sahibiz. Her ne kadar dilimiz, 1930’lu yıllardan itibaren kasıtlı olarak büyük yıkımlara ve değişimlere maruz kalmış olsa da, bu muazzam dilin zenginliğinin kaybolmaması için çok büyük bir mücadele veren ve bunu hâlâ başarıyla sürdüren elimizde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Risale-i Nur Külliyatı bulunmaktadır. Aynı şekilde Mehmet Âkif Ersoy gibi büyük mütefekkir ve şairlerimiz de dilimizin korunmasına büyük katkılar sağlamışlardır. Allah hepsinden ebeden razı olsun.
Bu konu oldukça geniştir ve üzerinde uzun tahliller yapılabilir. Ben konuyu uzmanlarına bırakarak bugün burada tek bir kelime üzerinde durmak istiyorum.
“Ulusal” Kelimesi Üzerine
Yeni Asya Medya Grup’un önemli yayınlarından biri olan Köprü Dergisi, uzun yıllar boyunca “Üç Aylık Fikir Dergisi” başlığıyla yayımlanmaktaydı. Son sayılarında ise derginin kapağında “Ulusal Hakemli Dergi” ifadesinin yer aldığını görüyoruz.
İşte bu noktada kullanılan “ulusal” kelimesi üzerinde düşünmeye ihtiyaç bulunduğu kanaatindeyim.
Bilindiği üzere “ulusal” kelimesi, 1930’lu yıllardaki öz Türkçeleştirme ve dilde tasfiye hareketleri sırasında yaygınlık kazanan kelimelerden biridir. Bu dönemde özellikle Arapça ve Farsça kökenli birçok kelime ve tamlamanın dilimizden çıkarılması hedeflenmiştir.
“Ulusal” kelimesi, “ulus” köküne “al” ekinin getirilmesiyle oluşturulmuştur. Dil araştırmacılarının önemli bir kısmı “ulus” kelimesinin Moğolca kökenli olduğunu belirtmektedir. Kelimedeki “-al” ekinin ise Fransızca “national” kelimesinin yapısından........
