Karyağdı… Yağsın!
Şu şehrin caddelerinde yürürken insan durup sormadan edemiyor: Biz yalnızca sabah işe gidip akşam dönen, hesaba kitaba sıkışmış mahluklar mıyız? Sokaklar değişiyor, binalar yıkılıp yenileri dikiliyor. Ama bir kelime tutunuyor düştüğü yere. Şehrin dokusunda, teneke bir sokak tabelasında öylece duruyor.
Ankara’nın gri ayazında, Aşağı Ayrancı’da bir sokak tabelası gelip durduruyor insanı. Şehrin tam ortasında çakılı duran kırmızı beyaz bir teneke: Karyağdı Sokak.
Sıradan bir adres deyip geçemiyorsun. İki kelime kaynaşmış, aradaki boşluk erimiş de geriye tek bir ses kalmış sanki: Kar yağdı. O tabelaya gözün takıldı mı, betonların arasından sıyrılıp Ulus’taki o eski rivayete, Karyağdı Hatun’un hikâyesine uzanıveriyorsun. Tarih vesikalarla konuşur; arşivleri döküp belgeleri yan yana koyar, kılı kırk yarar. Eyvallah, saygımız var. Ama belgenin tıkandığı, nefesinin kesildiği yerde rivayet başlar, edebiyat başlar.
Anlatıya göre Ulus’ta hamile bir kadın yaşarmış; Karyağdı Hatun. Temmuzun ortasında, topraktan buhar tüterken öyle yürekten kar dilemiş ki kâinat bu aşka boyun eğmiş. Kar yağmış. Ama o mucizenin hemen ardından kadın can vermiş. Anlatıyı sınayacak belge aramak boş iş; zira asıl soru, insan zihninin buna neden tutunduğudur. Bir kadının imkânsız arzusu ile bir sokağın tabelası aynı kelimede hemhal........
