menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünden bugüne, ibretlik “Psikolojik Harekât” örnekleri

50 0
31.01.2026

Muammer Aksoy, otuz altı sene önce bugün derin bir suikasta kurban gitti.

Laik Aydın Cinayetleri, 31 Ocak 1990’da hukukçu ve siyasetçi Aksoy’un katledilmesiyle başlamıştı.

Türkiye’yi 28 Şubat 1997 darbesine sürükleyen “Alacakaranlık Kuşağı” olayları için bir başlangıç noktası işaretlememiz gerekirse, Muammer Aksoy cinayetini ilk sıraya yerleştirebiliriz.

***

Sovyetler Birliği’nin başını çektiği Doğu Bloku’nun dağılacağının belli olmasıyla birlikte, NATO’daki düşman konsepti değişmiş, komünizmin yerini “İslam düşmanlığı” almıştı.

NATO’nun gizli örgütü Törkiş Gladio, “kontrgerilla” yöntemiyle gerçekleştirdiği Laik Aydın Cinayetleri ile Türkiye’deki laik-anti laik kutuplaşmanın fitilini ateşledi.

Bu minvaldeki suikastlar, uydurma dinci örgütlerin üzerine yıkıldı.

***

Muammer Aksoy Cinayeti de daha ilk andan itibaren “dinci kesime” mal edildi.

1990-1993 döneminde; Aksoy’la başlayıp Mumcu’ya kadar uzanan derin suikastların tamamı, Mayıs 2000’deki kurgusal “Umut Operasyonu” üzerinden hayali “Tevhid-Selam Terör Örgütü” ile ilişkilendirildi.

“PROFESYONEL İŞİ”

Muammer Aksoy katledildiği vakit, Turgut Özal henüz üç aylık yani “Çiçeği Burnunda” bir Cumhurbaşkanı idi.

***

Özal, Aksoy Suikastı hakkında medyanın başını çektiği psikolojik harekatın dolmuşuna binmedi; aksi kanaatteydi:

“Profesör Aksoy’un öldürülmesi profesyonelce, irticaın işi değil!” (Milliyet, 7 Şubat 1990)

Turgut Özal, gazetecilere bunları söylerken, bir adım daha ileri gidiyordu:

“Hoca’yı vuran silahla, bana ateş edilen silah aynı tipte!”

***

Milliyet, “Cumhurbaşkanı’nın, Aksoy Cinayeti teşhisi soru işaretleri doğurdu” üst başlığıyla, yan manşetinden “Özal, neyi ima etti?” diye soruyordu.

Özal, 18 Haziran 1988’deki Anavatan Partisi Kongresi’nde tetikçi Kartal Demirağ’ın kendisine yönelik suikast teşebbüsüne atfen bir “eşleştirme” yapmıştı.

***

Özal, bu sözleriyle Aksoy cinayetinin arkasındaki derin güç odağına “adrese teslim” bir göndermede bulunuyordu!

O “derin güç odağı” orijinal adı “Üst Yapı” olan Törkiş Gladio’dur.

Turgut Özal, suikast girişiminin talimatını veren Gladio baronunun kim olduğunu da öğrenmişti, ancak bu ismi açıklamadı.

***

Özal’ın 17 Nisan 1993’te “zehirlenerek öldürüldüğü” gerçeğini ise en başta kaşar etki ajanı Ertuğrul Özkök olmak üzere “hiç ama hiç kimse” değiştiremez!

Medyadaki Ertuğrulgiller Familyası’nın mesleki kariyeri, Törkiş Gladio’nun imza attığı derin suikastların arka planını “karartmakla” geçmiştir.

“YÜZLEŞMEK” YAHUT “YÜZLEŞMEMEK”

Gazeteci Çetin Emeç, Laik Aydın Cinayetleri kapsamında öldürülen ikinci isimdi.

7 Mart 1990’daki Emeç Suikastı da hayali dinci örgütlerin dahası İran devletinin üzerine yıkılmıştı!

***

Çetin Bey’in eşi Bilge Emeç, cinayetten yirmi sene sonra şöyle konuşmuştu:

“Bugüne kadar devleti suçlamadım…

‘İran yaptı’ demek işime geldi. Gerçeklerle yüzleşmek istemedim…

Her şey, suikastın çözülmemesine programlıydı…

Tetikçiyi yakaladılar ama onun da gerçek olduğunu düşünmüyorum!”

(Vatan, 13 Şubat 2010)

EJDER’İ KIZDIRAN RÖPORTAJ

Bilge Hanım’ın bu beyanlarından dolayı “aile dostları” arasında yer alan ünlü bir iş insanı ona çok kızmış ve şöyle çıkışmıştı:

“Bunları söylemen çok yanlış! Röportaj vermeden önce bana nasıl sormazsın? Çok kötü oldu, çok!”

***

Böylesine feveran eden kişi, Mösyö Kıraç’tan başkası değildi.

“Derin Galatasaray” diye de bilinen Mösyö, “Suçlular yakalandı; konuyu yeniden açmaya gerek yok” diyordu!

Oysa, “suçlu” diye yakalananlar sahte tetikçilerdi…

Emeç cinayetinin perde arkasını hasıraltı edebilmek için “uydurulmuş” faillerdi.

***

Muhtelif işkencelerin ardından…

Gerek Çetin Emeç suikastıyla gerekse diğer laik aydın cinayetleriyle hiçbir alakası, bağlantısı olmayan tamamen masum kişilerin “cinayetleri üstlenmesi” sağlanmıştı!

“DEDİM AMA DEMEDİM”

Bilge Emeç ile röportaj yapan, Vatan gazetesinden Sanem Altan........

© Yeni Ankara