menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Evren, bilinç ve kuantum...

2 0
yesterday

Son yıllarda en çok duyduğumuz kelimelerden bazıları: kuantum, enerji, frekans, titreşim… Peki bunlar gerçekten neyi anlatıyor? Sadece fizikçilerin laboratuvarlarda konuştuğu konular mı, yoksa insanın hayatına dokunan bir tarafı var mı?

Dr. Jude Currivan’ın bir sözü var: “Tüm evren bilinçli bir varlıktır.” Bu cümle ilk başta iddialı gibi gelebilir. Ama kuantum fiziğine baktığımızda, maddenin aslında sandığımız gibi katı bir şey olmadığını, daha çok enerji ve titreşimden oluştuğunu görüyoruz. Hatta meşhur çift yarık deneyinde, gözlemcinin yani insan bilincinin, maddenin davranışını etkilediği ortaya konuluyor. Yani biz sadece izleyen değiliz, bir şekilde etki edeniz de.

Tasavvuf tarafına baktığımızda ise, aslında bu fikirlerin çok yeni olmadığını görüyoruz. İbn-i Arabi, yüzyıllar önce varlığın bir anlamı olduğunu, her şeyin ilahi isimlerin bir tecellisi olduğunu anlatıyor. Ayan-ı sabite kavramı mesela… Her şeyin, daha ortaya çıkmadan önce bir hakikati, bir özü olduğunu söyler. Yani bu evren başıboş bir yer değil; bir düzen, bir anlam var.

Nikola Tesla’nın çok bilinen bir sözü vardır: “Evrenin sırlarını bulmak istiyorsanız; enerji, frekans ve titreşim cinsinden düşünün.” Bugün kuantum fiziğinin geldiği nokta da, aslında bize biraz bunu anlatıyor.

İnsan bu resmin neresinde peki? Belki de en önemli soru bu. Çünkü insan kendini evrenden ayrı zannediyor ama aslında ayrı değil. Düşüncesiyle, korkusuyla, niyetiyle, hatta duasıyla bile bu büyük düzenin içinde bir etki alanı oluşturuyor. Tasavvufta buna bazen tecelli, bazen tezahür denir. Yani görünmeyen bir şeyin, bir şekilde hayatında görünür hale gelmesi…

Şunu da unutmamak lazım: Bu sadece güzel şeyler için geçerli değil. İnsan sürekli korku düşünürse korkuyu, sürekli kaygı düşünürse kaygıyı büyütür. Eskilerin “Ne düşünürsen o olursun” sözü, belki de bu yüzden söylenmiş.

İbn-i Arabi’nin çok sevdiğim bir sözü var:“Birine istidat verilmişse, izin de verilmiştir.”Yani bir şey senin içine konulmuşsa, onun yolu da bir şekilde açılır.

Belki de mesele şudur:İnsan evrenin dışında bir varlık değil. İnsan, evrenin kendini fark eden halidir biraz da.

Bu yüzden insan evreni anlamak istiyorsa, önce kendini anlamaya başlamalı. Çünkü insan kendini anladıkça, hayatın neden bazı kapıları açtığını, bazılarının neden kapanmış gibi göründüğünü daha farklı okumaya başlıyor.

Belki kuantum, belki tasavvuf, belki felsefe…İsimler değişiyor ama anlatılan şey çok değişmiyor:

İnsan, sandığından daha büyük bir anlamın parçası.


© Yeni Ankara