menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir tuşla geleceğimizi yönetmek

4 40
17.02.2026

Televizyon artık sadece bir eğlence aracı değil; sessizce bilinçaltına iyi ya da kötü her şeyi yerleştiren bir üst akıl. Bazen sesini fazla yükseltiyor, kelimeleri edep çerçevesinin dışına çıkarıyor ve bunu normalmiş gibi beynimizin bir köşesine yerleştiriveriyor. Kabul edelim, ekranlar artık masum değil.

Evlerimizin baş köşesinde yerini alan bu parlak ekranlar, her akşam biraz daha hoyrat, biraz daha arsız ve biraz daha umursamaz bir dile bürünüyor. Şiddeti, ihaneti ve küfrü olağan bir durummuş gibi sunuyor; üstünü cilalayıp normalleştiriyor. Ve bunların hepsini “hikâye” kılıfıyla servis ediyor.

Bugün televizyon içeriklerinin büyük bir kısmı, toplumun değer yargılarını yansıtmak yerine onları törpülüyor. Ahlak, saygı ve edep gibi kavramlar sanki modası geçmiş bir kıyafetmiş gibi “demode” ilan edilirken; vuran, kıran, aldatan karakterler rol model olarak sunuluyor. Maalesef bu kirlilik, prime time saatlerinde çocukların gözü önünde sergileniyor. Çocuklarımız, gençlerimiz hatta bizler, farkında olmadan bu değersizlikleri az ya da çok zihnimizde normal kabul ediyoruz. Adeta bir hipnoz etkisiyle, olumsuz ögeleri bilinçaltımıza sıradan bir gerçeklik gibi yerleştiriyoruz. Bu da televizyonun gizli bir bilinçaltı yerleştiricisi olduğunun göstergesi.

“İzleyen var ki bu tür programlar ya da diziler yapılıyor.” savunması, sorumluluktan kaçmanın en kolay yolu. Reyting uğruna her şeyin mubah sayıldığı bir medya düzeninde suçu yalnızca yapımcılara atmak eksik kalır. Elbette Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu konuda görevini yapmalı ve yetkisini kötüye kullananlar için gerekli yaptırımları uygulamalı.

Temiz içerik talep etmek muhafazakârlık değil; bir sansür çağrısı da değil. Bu, bir seviye çağrısı. Televizyonun toplumu yükseltmek ya da aşağıya çekmek gibi iki net misyonu var. Ne yazık ki günümüzde birçok içerik, izleyenin algısını aşağı çekmekte.

Temiz içerik demek sıkıcı içerik demek değil. Aksine; zekâya hitap eden, insanı düşündüren, gülümsetirken incitmeyen yapımlar demek. Bu tarz yapımlar kalıcı oluyor. Geçmişte bunu başaran nice dizi ve program hâlâ hafızalarımızda. Demek ki mesele “yapılamaz” değil, “tercih edilmiyor” meselesi.

Reytingi belirleyen parmaklarımız, aynı zamanda ahlaki yönü de tayin eder. Neyi izlemezsek, ona sessiz bir tepki göstermiş oluruz. Kumanda bizim elimizde; belirleyici olan bizleriz. Neyi seyretmek istemiyorsak onun reytingini düşürürüz. Böylece bu tür programların izleyici tarafından talep görmediğini yapımcılara göstermiş oluruz. Kaliteli içeriğin yönünü aslında biz tayin ederiz.

Evlerimize ekranlardan giren her görüntü, farkında olmadan hayatımıza misafir ettiğimiz birer karaktere dönüşür. Davetsiz misafirleri ve istemediğimiz kişileri hayatımıza dâhil etmek zorunda değiliz. Tek bir tuşla, birkaç kanal değiştirerek bu yönetimi elimizde tutabiliriz. Çünkü kirlenen sadece ekran değil; sessizce yön verilen geleceğimiz.


© Yeni Ankara