Beyni vurdular! Hedefte bir isim değil, bir akıl vardı
17 Mart 2026’da Tahran yakınlarında düzenlenen saldırıda Ali Laricani hayatını kaybetti. İran bunu “şehadet” olarak duyurdu, İsrail ise askeri başarı olarak sahiplendi. Ancak bu olay, klasik bir suikasttan öte; doğrudan karar mekanizmasına yönelik bir müdahaleydi.
Laricani, sahadaki bir komutandan ziyade masadaki aklı temsil ediyordu.
Matematik, Felsefe ve Güç
Necef doğumlu Laricani, dinî eğitimle başlayıp matematik ve felsefeyle derinleşen bir profil çizdi. Immanuel Kant üzerine yaptığı çalışmalar, onu sadece İran içinde değil, uluslararası düzlemde de farklı bir noktaya taşıdı. Saul Kripke ve David Lewis gibi isimlerle aynı teorik zeminde düşünebilen bir siyasetçiydi.
Bu kombinasyon onu tehlikeli kıldı. Hem ideolojiyi hem rasyonaliteyi aynı anda kullanabiliyordu.
İran’ın “Off-Ramp” Mimarı
Nükleer müzakerelerden iç güvenliğe kadar kritik süreçlerde Laricani, krizleri yönetirken geri dönüş yollarını açık tutan isimdi. Ali Hamaney sonrası dönemin en güçlü figürlerinden biri olarak, devlet aklının merkezinde yer alıyordu.
Onun yokluğu, İran’ın daha sert ve öngörülemez bir çizgiye kayma riskini artırıyor.
Yıl 2009... Ankara-Tahran Hattında Bir Zirve
Necmettin Erbakan’ın 2009 İran ziyareti, Laricani’nin Türkiye’ye bakışını net biçimde ortaya koydu. İran Meclisi’nde verilen mesajlar, iki ülke arasında sıradan bir diplomatik ilişki değil, ortak bir vizyon arayışını yansıtıyordu.
Laricani’nin “en yakın iki ülke” vurgusu, bugün daha stratejik bir anlam taşıyor.
Bir Boşluk Değil, Bir Kırılma
Laricani’nin ölümü bir kayıptan fazlası. Bu, Ortadoğu’da denge kurabilen nadir akıllardan birinin devre dışı kalmasıdır.
Sorulması gereken soru şu:Bir devlet, aklını kaybettiğinde nasıl karar verir?
Cevap, önümüzdeki dönemde bölgenin kaderini belirleyecek.
