Bayramlar sabah başlar
Bayramlar sabah başlar. Baba kapıdan sıcacık ekmekle girer. Fırından yükselen o tanıdık koku, mutfakta hazırlanan kahvaltının buharına karışır. Sofra büyür, ev büyür, gönüller büyür. Eller öpülür, küçükler sarılıp sarmalanır. Harçlıkların hışırtısı çocukların gözlerini açtırır; sevgi evin her köşesine yayılır.Önce büyükbabalar ziyaret edilir. Sonra akrabalar, komşular… Kapılar ardına kadar açılır. Evler sadece ev olmaktan çıkar, birer buluşma yerine dönüşür.
Tatlılar, kadayıflar, tepsiler dolusu ikramlar…
“Az koy, daha gidecek çok yerimiz var” diyenler…
Şekeri olup da “aman kimse görmesin” diye gizli gizli tek lokma alanlar…
“Hanım tansiyonum çıktı, bi bak hele” diye mutfağa seslenenler…
Evler panayıra döner.
Çocuklar sokaklara, bahçelere koşar.
Bakkalların yüzü güler.
Güneş henüz yakmadan, horozlar insanları bu kadar erken görünce şaşırırken…
Camiler dolup taşarken…
“Şeker Bayramı mı , Ramazan Bayramı mı?” diye tartışan ama aynı sofrada buluşan insanlarla…
Aynı toprağın insanları çıkar yola: Kürt, Çerkes, Azeri, Türk…Hristiyanı, Rumu…
Farklı olsalar da aynı kapıları çalar, aynı selamı verirler. Çünkü bayram, aynı toprağın kalp atışıdır.
Ve aslında bayram, en çok çocukların gözlerinde başlar.
Onların şekerle, balla beslenen neşesinde…
Hiçbir çocuğun bomba sesleri arasında pirinç tanesi saymadığı, hiçbir çocuğun babasını kurşunlarda,anasını vahşetin gölgesinde aramadığı bir sabahın hayalinde başlar.
Ve belki de her bayram sabahı bize aynı şeyi hatırlatır:İnsanlık, bir sofraya sığabilecek kadar yakın; bir selamla büyüyebilecek kadar umut doludur.
Bayramınız sabah gibi temiz, ekmek gibi sıcak, çocuk gülüşü gibi çoğalsın.
