Mevzu bizim oğlan!
Köyün imamı bir gün kahvehanede oturmuş, etrafındakilerle derin bir ahlak sohbeti yapıyormuş. İmam sesini yükselterek, adeta kürsüdeymiş gibi göğsünü gere gere konuşuyormuş: "Ey cemaat! Bir insanın oğlu eğer hırsızlık yaparsa, haram yerse, o babanın imamlığı da namazı da sakatlanır. O haram para o eve asla girmeyecek!" Tam o sırada kahveye köylülerden biri nefes nefese koşarak girmiş: "İmam Efendi, İmam Efendi! Senin oğlan yandaki bahçeden karpuz çalarken yakalanmış!" İmamın birden yüzü düşmüş, sakalını sıvazlamış ve hemen köylüye dönüp şöyle demiş: "Yahu günahını almayın çocuğun. Gençtir, canı çekmiştir. Hem o bahçe sahibiyle hukukumuz var, yabancı sayılmayız. Müslüman Müslümanın malını izinsiz yiyebilir bazen, aramızda lafı mı olur?" Cemaatten biri dayanamamış, imamın omzuna dokunmuş: "Yahu hocam, az önce 'babanın imamlığı sakatlanır' diyordun, ne çabuk kitabına uydurdun?" İmam hiç istifini bozmadan cevap vermiş: "Yahu az önce genel konuşuyorduk, şimdi mevzu bizim oğlan!"
Medrese geleneğinde, talebelerin karakter eğitiminde dengeli insanlar olarak yetişmeleri için anlatılan bu fıkra bugün; özgürlük ve insan hakları üzerine mangalda kül bırakmayan çevrelerin içine düştüğü trajikomik durumu o kadar net özetliyor ki... Ne zaman ilkeler konuşulsa en yüksek perdeden ahlak dersi verenler, okun ucu kendi yakın çevrelerine dokunur dokunmaz hemen meseleyi çatallaştırıp "mevzu bizim oğlan" mantığına sığınıyorlar. Son günlerde komedyen Deniz Göktaş’ın gösterisi üzerinden alevlenen tartışma, tam da bu seçici seküler özgürlükçülüğün turnusol kağıdına dönüştü. İbre kendi hassasiyetlerine döndüğünde birer aydınlanma despotu kesilen kadroların, mevzu İslam’ın mukaddesatı olduğunda birdenbire "politik mizah özgürlüğü" havarisi kesilmesi ciddi bir ilkesizlik problemidir.
Hatırlayalım; daha birkaç hafta önce Rahmi Koç, etnik köken içeren bir fıkra anlattığında kıyameti koparan, "Haddinizi........
