Kıble hassasiyeti (2)
Kıble hassasiyeti (2)
Ümmet olmak, sadece aynı inanca mensup olmak değildir. Ümmet olmak; birinin acısını diğerinin yüreğinde hissetmesidir. Bir yerde akan gözyaşının, başka bir yerde uykuları kaçırmasıdır. Aynı duaya “âmin” diyebilmektir, birbirini hiç tanımadan kardeş bilmektir.
Bu yüzden dualarımızı daraltan “ben” dilinden kurtulmak zorundayız. “Benim derdim, benim ihtiyacım” diyerek sınırladığımız her dua, aslında bizi küçültür. Oysa “biz” diyebildiğimizde ufkumuz genişler, kalbimiz büyür. Bir ümmetin duası, tek bir insanın duasından daha kuşatıcıdır.
Kıble, sadece bir yön değildir; insanın iç istikametidir. Yüzün döndüğü yerle kalbin bağlandığı yer aynı olduğunda, insan dağılmaz. Müslüman için kıble, bir coğrafya değil, bir merkezdir; onu kendine çeken, toparlayan, parçalarını bir araya getiren bir hakikat mihveridir. Bu yüzden kıble hassasiyeti, ferdî bir ibadet disiplini olmanın ötesine geçer; insanı ehl-i ümmet kılar. Çünkü aynı yöne dönenler, zamanla aynı kalbe yaklaşırlar.
İnsan yönünü kaybettiğinde sadece yolunu değil, aidiyetini de kaybeder. Kıbleyi kaybetmek, merkezin dağılmasıdır. Herkesin kendi yönünü tayin ettiği bir dünyada ise birlik değil, çoğul yalnızlıklar doğar. Ümmet dediğimiz o büyük yapı, aynı hakikate yönelmenin doğurduğu bir birlik hâlidir; farklı dillerin, renklerin ve coğrafyaların tek bir istikamette buluşmasıdır.
Tanzimat Fermanı bu bağlamda sadece bir idarî düzenleme değildir; aynı zamanda bir yön arayışının işaretidir. Fakat bu arayış, kadim birliğin merkezinden ziyade, yeni bir düzenin sınırlarına doğru bir yönelişi de........
