Amerika’nın dediği değil Allah’ın dediği olacak/1
Amerika’nın dediği değil Allah’ın dediği olacak/1
Tarih, kendini tekrar eden bir ibretler kitabıdır. Her çağda bazı güçler çıkar ve dünyanın bir kısmını “terbiye edilmesi gereken” topraklar olarak görür. İşgal ve istilâyı medeniyet, sömürüyü düzen, tahakkümü ise ilerleme diye sunarlar. İslâm coğrafyası da yüzyıllardır bu kibirli bakışın hedefinde durur. Oysa bu topraklar, haritalar üzerinde çizilen planlardan, masalarda kurulan senaryolardan çok daha derin bir hafızaya sahiptir.
Emperyalistler, İslâm dünyasını şekillendirebileceklerini, yeniden dizayn edebileceklerini sandıkları her hamlede aslında kendi sonlarına bir adım daha yaklaşırlar. Çünkü bu coğrafya yalnızca toprak değildir; inançtır, direniştir, köklü bir iradedir. Dışarıdan bakıldığında zayıf, parçalı ya da sessiz görünen bu dünya, tehdit karşısında tarihin defalarca şahit olduğu bir gerçeği hatırlatır: İşgalciler gelir, fakat kalıcı olan daima bu toprakların ruhudur.
Bu yüzden İslâm toprakları emperyalistlere mezar olur. Nice ordular, nice iddialar burada anlamını yitirir. Fakat bu topraklar asla “Gülizar” olmaz; yani süslenip sunulan, başkalarının hevesine göre şekillendirilen bir vitrin hâline gelmez. Çünkü burası, kendisi olma ısrarını bedel ödeyerek öğrenmiş bir coğrafyadır. Ve tarih, bu ısrarı küçümseyenlerin adını genellikle mezar taşlarında saklar.
Hilafetin ilgasıyla birlikte Müslüman dünyanın yalnızca bir siyasal kurumunu değil, aynı zamanda ortak bir aidiyet duygusunu da kaybettiği sıkça söylenir. Bu kayıp, bir anda hissedilmedi belki; fakat zamanla sınırlar sertleştikçe,........
