Şahsiyet sahibi olmak mühim meseledir
Şahsiyet sahibi olmak mühim meseledir
Dünyâda en zor işlerden birisi başkalarının piyonu olmak.
Kendi adına hareket edememek. Hep bir başkasının gözünün içine bakmak… Her kımıldanışının o gözün kontrolü altında olduğunu bilmek… Oturuşun, kalkışın için hep bir işârete muhtaç yaşamak. Ağzından çıkan her cümlenin, bağlı olduğun irâdenin hoşuna gidip gitmediğinin endîşesini taşımak… Bu, bildiğimiz esâretlerden daha korkunç bir durum.
İnsanın şu dünyâda en büyük başarılarından birisi “kendisi olmak”tır. Kendisi olamayan insanın hayâtı rolden ibârettir. Bu gerek bir özenti, gerekse birisinin emri altına girerek olsun. Her iki hâlde de insan kendisi olamayacak ve Allah’ın verdiği ömür nîmetini rol yaparak harcayacaktır. Ne kötü tercih ve son…
İslâm’ın en büyük devrimlerinden biri, hiçbir hakkı ve şahsiyeti olmayan gariban insanlara hak ve şahsiyet bahşetmesidir. Câhil bir topluluktan tek tek şerefli ve şahsiyetli insanlar çıkarmıştır İslâm. O kadar şahsiyetli ki, hutbe veren halîfeye üstündeki elbisenin hesâbını sorabilecek kadar. Bu sâdece erkeklerle sınırlı da değildir. Kadınlar da halîfeye îtirâz edebilir ve karârını değiştirtebilirdi. Böyle şahsiyetli, hür, medenî cesâreti olan bir topluluk: Sahâbeler… Sonradan şahsiyetleri ezen/sıfırlayan akımlar ve uygulamalar olmuştur ama bunların hepsini sahâbeye bakarak doğru yerine koyabiliriz.
Psikolojide “kendini gerçekleştirmek” diye bir tâbir var. Cemiyet içinde bir başarısıyla kendini belli etmek ve bu sâyede bir doyum duygusu yaşamak. Bu, insanın en temel sevk-i tabiîlerinden (içgüdü) birisidir. İnsan mutlakâ bunu yapmak ister. Bu duygu o kadar güçlüdür ki bunu meşrû yollardan başaramazsa gayr-i meşrû yollara........
