Nehirler Anadolu’nun hafızasıdır…
Köprüçay, iki ilin sınırlarında binlerce yıldır akışını sürdüren bir nehir. 1800 yıl önce, nehrin kaynağında Aspendoslu Attalos, nehri tanrısı Eurymedon’a adanmış bir heykel yaptırdı. Bu heykel, 1977’de bir kanal inşaatı sırasında ortaya çıkmıştı. Şimdi ise nehrin denizle buluştuğu bölgede yer alan Aspendos’ta aynı nehir tanrısına ait bir mozaik bulundu. Suyun hafızası yaşamı fısıldıyor. Serikliler halen nehrin kaynağını ziyaret etmeyi sürdürüyor…
Su, yaşamın kaynağı olmasının yanında Anadolu coğrafyasının hafızasını taşıyan en güçlü araçlardan biri. Nehirler ise bu hafızanın nabzının attığı kılcal damarlar gibi bir işleve sahip. Bu topraklarda suyun aziz bilinmesinin kökleri çok eski tarihlere kadar uzanıyor. Hititler su için anıtsal yapılar inşa etti, su kenarlarına tanrılarının ve krallarının rölyeflerini kazıdı. Güneşi, rüzgârı, toprağı, suyu ve havayı tanrısal birer varlık gibi gördüler. Antik çağ Anadolu’sunda ise nehirlerin birer tanrısı vardı. O nehirlerin kıyısında inşa edilen kentlerde, nehir tanrıları adına anıtsal çeşmeler inşa edildi, yaşamın kaynağı olan su ve nehirler kutsandı.
GÜZEL AKIŞLI SUYUN KIYISINDAKİ KENT
O kentlerden biri de Aspendos’tu. Günümüzde Antalya’nın Serik ilçesinde yer alan Aspendos, antik çağda tüm Akdeniz’in önemli kentlerinden biriydi. Köprüçay’ın kıyısında kurulan kent, MÖ 5. yüzyılda o dönemde bölgeye hâkim olan Persler ile Atina önderliğindeki Delos Birliği güçleri arasında Eurymedon Savaşı adıyla anılan bir deniz savaşına da ev sahipliği yaptı. Eurymedon, Aspendos’un hemen kıyısından geçerek Akdeniz’e dökülen Köprüçay nehrinin o zamanki adıydı. Yaklaşık MÖ 469’da yapıldığı belirtilen Erymedon Savaşı, Atinalı Kimon’un zaferiyle sonuçlandı.
İÇİNDE DONANMA SAVAŞI YAPILAN NEHİR
Greko-Pers savaşlarının, yarattığı sonuçlar açısından önemli aşamalarından biri olan Erymedon Savaşı, Aspendos’un kıyısında, denizden nehir yoluyla karaya doğru ilerleyen gemilerin kullanıldığı bir savaş olarak biliniyor. Bir başka deyişle, günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Köprüçay, üzerinde savaş gemilerinin yüzebileceği bir nehirdi diyebiliriz.
EURYMEDON SAVAŞININ YAPILDIĞI BÖLGE TESCİL EDİLMELİ
Antalya’nın tarihin akışını değiştiren savaşlardan birine ev sahipliği yapması ve bu savaşın birçok kaynakta yer alması bölgeyi günümüzde önemi giderek artan savaş arkeolojisi açısından da önemli kılıyor. Geçtiğimiz günlerde, bir başka nehir savaşının yapıldığı yer olan Çanakkale’deki Biga Çayının olduğu bölge sit alanı ilan edilmişti. Büyük İskender’in Doğu seferi sırasında Anadolu’da Perslerle yaptığı ilk savaş olarak bilinen ve MÖ 334’de yapılan Granikos Nehri Savaşı’nın geçtiği bölge tescil edilerek koruma altına alındı. Truva yakınlarında yapılan bu savaşı, Büyük İskender’in ordusu kazanmıştı.
ASPENDOS’TA NEHİR TANRISI EURYMEDON MOZAİĞİ BULUNDU
Anadolu nehirleri, birer tarihi hafıza mekânı olmalarıyla da ayrıca ele alınmayı hak ediyor. Ancak bu yazıda değinmek istediğim asıl konu, Aspendos’ta Köprüçay’ın tanrısı Eurymedon’a ait yeni ortaya çıkarılan bir mozaik. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kamuoyuna duyurduğu yeni bulguyla ilgili gelen ilk bilgiler şöyle:
GENÇ EURYMEDON MOZAİĞİ MS III. YY.’A TARİHLENİYOR
Aspendos’ta yürütülen kazı çalışmalarında, mozaik sanatında oldukça sınırlı sayıda örneğine rastlanan bir nehir tanrısı betimlemesi gün yüzüne çıkarıldı. Milattan sonra 3. yüzyıla ait olan, Tiyatro Caddesi’nde ortaya çıkarılan ve Eurymedon Nehri’ni simgeleyen “Genç Eurymedon” mozaiği; yüksek işçilik kalitesi, ayrıntı zenginliği ve nadir ikonografisiyle dikkat çekti. Aspendos Akropolisi ile tiyatroyu birbirine bağlayan Tiyatro Caddesi’nin Doğu Meydanı’nda ortaya çıkarılan mozaik, sahip olduğu ikonografik özellikleri ve işçilik kalitesiyle Roma Dönemi Anadolu mozaik sanatına ilişkin dikkat çekici veriler sunuyor.
MOZAİKTE NEHİR TANRISINA AİT BETİMLEMELER YER ALIYOR
İlk değerlendirmelere göre yapının milattan sonra 3’üncü yüzyıl başlarında havuz olarak inşa edildiği, şimdiye kadar kazısı tamamlanan yaklaşık 6 x 7,50 metrelik bölümde açığa çıkarılan mozaik döşemenin ise henüz kazılmamış alanlarda da devam ettiği anlaşıldı. Yapının, milattan sonra 262 depreminin ardından iç duvarlarla bölünerek farklı mekânlara ayrıldığı değerlendiriliyor. Mozaiğin merkezinde,........
