menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’de mukaddesatçılığın gelişmesi

50 0
16.04.2026

www.yildirimkoc.com.tr

Soğuk Savaş’ın başladığı koşullarda, Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yönelik düşmanca tavrına karşı devletin tepkisi, anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı Kemalist milliyetçiliğin değil, ABD’nin de Sovyetler Birliği’ne karşı mücadelede işbirliği yaptığı bazı İslamcı tarikat ve cemaatlerin önünü açmak oldu. 

Yıllardır devletin baskısını yaşamış gizli yapılar olan ümmetçi tarikat ve cemaat örgütlenmeleri, kendilerini “mukaddesatçı” olarak tanımlayarak açık faaliyete geçti. Mukaddesat, “kutsal şeyler” veya “kutsal sayılan inanç ve davranışlar” demektir. Mukaddesatçı da, “kutsal tanınan şeylere aşırı ölçüde bağlılık gösteren kimse” olarak tanımlanmaktadır. Mukaddesatçılar, Sovyetler Birliği’nin düşmanca tavrına karşı güçlenen milliyetçi duygulardan da yararlanmak amacıyla, bir süre sonra “milliyetçi-mukaddesatçı” kavramını kullanmaya, Türkçülerin bir bölümünü de İslamcı örgütlerin kontrolü altına almaya çalıştılar. MHP’nin 1969 Adana Kongresi sonrasında muhafazakar kesimlerde hakim olan milliyetçi-mukaddesatçı anlayış, 1970’li yıllarda “Türk-İslam Sentezi” olarak formüle edildi. 

Mukaddesatçılığı Ertuğrul Meşe şu şekilde özetlemektedir:

“Mukaddesatçı sağın temeli, din ve millet birlikteliğinin toplumun ‘doğal hali, reel hayatı, zaten olanı’ olarak kabul edilmesidir; buna mukaddesatçıların ‘manevi huzur bekçileri’ şeklinde nitelenmesini de ekleyebiliriz. ‘Manevi huzur bekçileri’ olarak kendilerini tanımlarken uzunca bir süre ‘mukaddesatçı’ kavramını kullanırlar. Bu kavram kimi çevrelerde ve özellikle de İslamcılarda genellikle yanına milliyetçiliği de alarak ‘milliyetçi-mukaddesatçı’ olarak kodlanır. Bu tanımlamada başat olan İslamcılık, geride tutulansa milliyetçiliktir. Bu durumun en önemli nedeni dönemin baskın uygulamalarıdır, özellikle 1960’ların sonuna kadar İslamcı ve dini gruplar, genel olarak milliyetçiliğin gramerini ve din dilini kullanır, kendilerini milliyetçilik kisvesiyle ifade ederler. Türkçü-Turancı çizgiden farklılıklarını milliyetçi-mukaddesatçı ya da muhafazakar milliyetçi kavramlarıyla açıklarlar. Bu terkiplerdeki mukaddesatçı ve muhafazakar kelimeleri daha çok İslami ve dini hassasiyetleri ve endişeleri, daha az da olsa milli değerleri kuşatır. Özellikle 1940’ların sonundan itibaren devletin bekası ile komünizm düşmanlığına odaklanan Türk milliyetçiliği, komünizme karşı dinin tahkim gücünden faydalanmak amacıyla, İslami anlam repertuarını hatırda tutarak milliyetçiliği dini bir içerikle tanımlarken, ondaki ırkçı-Turancı eğilimlerin tesiri de zayıflamaya başlar. Bu süreçte kimi Türk milliyetçileri de bazen kendilerini maneviyatçı, mukaddesatçı ve muhafazakar gibi sıfatlarla niteler. Siyasi merkez ise bu türden milliyetçilik anlayışına mutaassıp milliyetçilik adını verir ve İslamcılık da bu sayede kendini dolaşımda tutar.

“İslamcılar ‘muhafazakar/mukaddesatçı’ sıfatını, açıkça İslamiyet öncesi Türk tarihinin ve Anadolu medeniyetlerinin altını çizen resmi milliyetçilikten ve belli bir soyu vurgulayan ırkçı milliyetçilikten kendilerini ayırmak için kullanırlar. Bir bakıma zaruretten kaynaklanan bu tercih, İslam’a, dini alana, hatta 1071 sonrası Müslüman Anadolu tarihine, Selçuklu ve Osmanlı’ya, milli değerlere kuvvetli bir alan açar. (Meşe, Ertuğrul, Mukaddesatçı Anti-Kemalizm, İslâmcıların Atatürk ve Cumhuriyet Algılarının Sosyolojisi, İletişim Yay., İstanbul, 2023;32-33)

“Türkiye’de mukaddesatçılık, 1960 öncesinde umumiyetle tarikatların, İslamcı ve muhafazakar dergilerin ürettiği dile hakim olan ve siyasal kimliği ifade eden kavramdır. Milliyetçi-mukaddesatçılar, kısaca ‘İslam’ı ve İslami değerleri kutsal gören, saygı duyan ve onu destekleyen........

© Veryansın TV