menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Talat Aydemir ve Doğan Avcıoğlu’nun dünyası ve Türkiyesi

19 0
23.01.2026

Yıldırım Koç yazdı…

Albay Talat Aydemir 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 tarihlerinde darbe teşebbüslerinde bulundu. Bu girişimlerine ilişkin ayrıntılı bir ekonomik, siyasi ve toplumsal programı yoktu. Genel olarak Atatürkçülük veya Kemalizm savunuluyordu. Girişim, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ın idam edilmesiyle son buldu. Talat Aydemir’in programı, Şevket Süreyya Aydemir’in ve Doğan Avcıoğlu’nun analiz ve programları yanında çok zayıf kalır. Ancak yine de bu iki önemli düşünür arasında bir darbe girişimcisi olarak programını ele almakta yarar vardır.

Doğan Avcıoğlu ise “Kemalist sosyalizm” olarak da nitelendirilebilecek bir programı uygulamaya çalıştı. Bu girişim 12 Mart 1971 darbesi sonrasında, Devrim Gazetesi’nin 27 Nisan 1971 tarihindeki son sayısının ardından, Madanoğlu Cuntası davasıyla sona erdi.

Her iki girişimi ve özellikle de Yön-Devrim çizgisini anlayabilmek için 1960’lı yıllarda dünyaya ve Türkiye’ye kısaca bakmakta yarar vardır.

1960’lı yıllarda dünyada sosyalizm güçleniyor ve yükseliyor, emperyalizm yeni darbeler yiyordu.

Uzaya çıkan ilk insan, 12 Nisan 1961 tarihinde Sovyetler Birliği vatandaşı Yuri Gagarin oldu. Sovyetler Birliği ekonomisini güçlendirdi, diğer sosyalist ülkelerle olan işbirliğini daha da geliştirdi.

13 Ağustos 1961 günü Berlin Duvarı’nın inşaatı başladı. Böylece, her yıl yaklaşık 250.000 Doğu Alman’ın Batı Almanya’ya gitmesi önlendi. Federal Almanya, Türkiye’den işçi talep etmeye başladı.

1960’lı yılların ikinci yarısında, sosyalist dünyada Sovyetler Birliği – Çin Halk Cumhuriyeti anlaşmazlığı, kapitalist dünyada da A.B.D. – Avrupa anlaşmazlığı öne çıktı. Sömürge sistemi büyük ölçüde tasfiye olmuştu. Bağımsızlığını yeni kazanan eski sömürgelerde A.B.D.’nin ve Sovyetler Birliği’nin etkili olma mücadelesi sürüyordu. Soğuk Savaş devam ediyordu.

1961 yılı dünyada A.B.D. karşıtlığının arttığı bir dönemi başlattı. A.B.D.’nin Küba Devrimi’ne Domuzlar Körfezi çıkartmasını örgütleyerek müdahale etmesi ve ardından gelen gelişmeler, birçok ülkede anti-emperyalist hareketlerin zeminini oluşturdu.

Endonezya’da 1965-1966 yıllarında, bir darbeyle iktidara gelen A.B.D. yanlısı General Suharto, sayıları 400.000-1.000.000 arasında olduğu tahmin edilen solcuları katletti.

Latin Amerika’da Küba Devrimi’nin etkileri, Che’nin mücadelesi ve 1967 yılında ölümüyle dalga dalga yayıldı. Uruguay’da, Brezilya’da ve diğer bazı Latin Amerika ülkelerinde, Katolik papazlarının bile katıldığı Amerikan karşıtı eylemler ve gerilla hareketleri yükseliyordu.

Çin’de 1966 yılından 1973 yılına kadar kültür devrimi yaşanıyordu.

A.B.D. 1965 yılında Kuzey Vietnam’a saldırdı. Dünyanın birçok ülkesinde A.B.D. karşıtı kitle eylemleri yaygınlaşıyordu. 1968 yılı başlarında Vietnam Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ordusu ve Vietkong, Amerikan ordusuna çok ciddi kayıplar verdirdi (“Tet Saldırısı”). Bu büyük kayıplar sonrasında A.B.D.’de düzenlenen savaş-karşıtı mitinglere yüzbinlerce insan katıldı. Vietnam’da 59 bin Amerikan askeri öldü ve yaklaşık 300 bin Amerikan askeri yaralandı. A.B.D., 1973 yılında yenilgiyi kabul ederek Vietnam’dan çekilmek zorunda kaldı.

Zenci lider Martin Luther King’in 4 Nisan 1968 günü öldürülmesi sonrasında A.B.D.’deki siyahların eylemleri militanlaşmıştı; Kara Panterler örgütü etkileyici eylemler gerçekleştirdi.

Çekoslovakya’da 1968 yılında Sovyetler Birliği ve diğer Varşova Paktı ülkelerinin ordularının ülkeye müdahalesine ve Prag’ı işgaline karşı kitlesel eylemler gelişti.

Orta Doğu kaynıyordu. 1967 Arap-İsrail savaşında Arapların yenilgisi sonrasında El Fetih gerilla eylemlerine başlamıştı. Leyla Halid bu amaçla uçak kaçıran ilk gerilla oldu.

Bağımsızlığını yeni kazanmış eski sömürgeler, emperyalizme karşı tavır alıyordu; 1955 yılında kurulan Bağlantısızlar Hareketi güçlendi. Sovyetler Birliği, “sosyalizme yönelmiş kapitalist olmayan yol” stratejisiyle, Afrika, Latin Amerika ve Asya’da bağımsızlığını yeni kazanmış bazı ülkelerle yakın ilişkiler kurdu. Ancak, kapitalizmin altın çağının yaşandığı bu dönemde, Sovyetler Birliği, kapitalizmin üçüncü bunalım dönemini yaşadığını ileri sürüyordu. Türkiye’de de bazı siyasi örgütlenmeler, siyasi çizgilerinin belirlenmesinde bu teoriyi esas aldı ve büyük hayalkırıklıkları yaşadı.

Buna bağlı olarak, gelişmiş kapitalist ülkeler, geçmişte kolayca kullandıkları Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü gibi uluslararası örgütlerde başarısız kalmaya başladı.

1968 yılında Fransa’da başlayan üniversite işgalleri, Fransa tarihinin en geniş katılımlı işçi eylemlerine dönüştü. Kitlesel öğrenci gösterileri Arjantin, Belçika, Brezilya, İtalya, Meksika, Polonya, Senegal, İspanya, Yugoslavya ve ardından A.B.D.’ye de yayıldı.

A.B.D. 1970 yılında 35 dolar karşılığında bir ons altın verme taahhüdünü iptal etti.

1961 Anayasası Türkiye’de demokratikleşme açısından yeni bir dönemi başlattı.

1963 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı uygulanmaya başlandı. Türkiye hızlı bir sanayileşme sürecine girdi. Hem kamu yatırımları, hem de özel sektörün sanayi yatırımları arttı.

İç pazarın gümrük duvarlarıyla korunduğu ve sürekli genişlediği koşullarda, devletin uyguladığı ithal ikameci sanayileşme politikası özel sektörü hızla geliştirdi. Bu koşullar, özel sektör işyerlerinde işçi taleplerinin karşılanmasını kolaylaştırdı; işçilerin ücret artış talepleri, kolaylıkla fiyatlara yansıtılabildi.

1961 yılından itibaren önce Federal Almanya’ya, ardından bazı diğer Avrupa ülkelerine çalışmaya gidenlerin Türkiye’de ailelerine gönderdikleri işçi dövizleri, Türkiye’nin ithal ikameci sanayileşmeyi sürdürebilmesi için gerekli olan dövizin teminine büyük katkıda bulundu. Ayrıca 1 milyona yakın kişinin işgücü........

© Veryansın TV