Kemalist milliyetçilikten Türkçülüğe (1942-1944)
Atatürk döneminde Türkiye’de kabul edilen ve uygulanan milliyetçilik, kökeni ve inancı ne olursa olsun, Türk kimliğini benimsemeyi temel alıyordu. Atatürk döneminde ırkçılık reddedilmiş, Türk milliyetçiliğini ırk esasına göre biçimlendirmeye çalışanların girişimleri engellenmişti. Ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında Kemalist milliyetçiliği reddederek, Türk milliyetçiliğini ırka dayandıran siyasi akımların önü açıldı. Bu yıllarda Türkçülerin yayımladığı dergilerin bazılarının kapağında “her ırkın üstünde Türk ırkı” sözleri yer alıyordu.
Almanya 1941 yılı Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne saldırdı. Sovyetler Birliği ilk başlarda büyük yenilgiler aldı; çok sayıda askeri öldürüldü veya esir edildi. Birçok uzman, Sovyetler Birliği’nin savaşı kaybedeceğine kesin gözüyle bakıyordu. Almanya, bu savaşta Türk soyluların hakim olduğu Sovyet Cumhuriyetlerinde ayrılıkçı hareketleri desteklemeye ve Kızıl Ordu’ya karşı kullanmaya çalıştı. Bu amaçla da, Türkiye’de ırk temelli bir milliyetçilik anlayışıyla hareket eden akımları destekledi. Türkiye’de ise, Sovyetler Birliği’nin dağılma olasılığını dikkate alan bazı devlet adamları, Atatürk’ün irredantizmi reddeden anlayışını kenara koyarak, Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere ilişkin hesaplar yapmaya başladı.
Bu anlayış, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıldan ve özellikle de 1941 Haziran’ından sonra ırka dayalı Türk milliyetçiliğini savunan akımların önünün açılmasına ve belki de çeşitli biçimlerde el altından desteklenmesine yol açtı. 1942-1944 döneminde hızla yoğunlaşan ırkçı propaganda ve örgütlenmelerin temelinde bu anlayış yatıyordu.
Ancak bu eğilim 1944 yılı Mayıs ayında aniden kesildi. Irkçılık temelinde bir milliyetçiliği savunanların önde gelenleri tutuklandı, hainlikle suçlandı, işkence gördü ve yargılandı. 1945 yılında sanıklara hapis cezaları verildi. Ancak Soğuk Savaş’ın başlaması ve Sovyetler Birliği’ni zayıflatmayı amaçlayan Turancı girişimlerin yeniden kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, 1947 yılında bu davalar sanıkların beraatiyle sonuçlandı.
Devlet politikalarında ırka dayalı milliyetçiliği açıkça destekleyen ilk önemli adım, başbakanlığa yeni atanan Şükrü Saraçoğlu’ndan geldi.
Şükrü Saraçoğlu, 5 Ağustos 1942 günü TBMM’de yaptığı 13. Cumhuriyet Hükümeti Programı’nı sunuş konuşmasının sonunda şunları söyledi:
“Arkadaşlar, Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. (Bravo sesleri, şiddetli alkışlar) Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. (Bravo sesleri alkışlar) Biz azalan ve azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz ve her vakit bu istikamette çalışacağız. (Bravo sesleri, alkışlar)
“Dünkü Türk gençleri müstakil ve hür bir vatana malik olmak, şuurlu ve mütecanis bir millete mensup olmak, memleketi müspet ilimlerle idare etmek ve vatanın hayat ve servet membalarını memleketin elinde görmek istiyorlardı. Bugün bütün bu idealler birer birer tahakkuk etti. Vaktiyle İzmir’in atlarla çekilen tenekeden tramvayları bile yabancı bir şirketin imtiyaz mevzuu sayılmıştı. Bugün vatanın dört bucağında muntazaman işliyen trenler, yer yer kurulan fabrikalar sadece Türk bilgisi tarafından yaratılmıştır. (Alkışlar)
“Bugünkü Türk vicdanı vatanın her gün biraz daha kuvvetlendiğini, Türk milletinin her gün biraz daha refaha kavuştuğunu ve bilhassa Türk köylüsünün her gün biraz daha yükseldiğini anlamak ve köylü ile bilgi ve toprağı birleştiren bir ideale doğru yürüdüğümüzü görmek istiyor. Hepimiz bu idealin yolcularıyız ve muvaffak olacağımıza inanıyoruz.” (Neziroğlu,İrfan – Yılmaz,Tuncer, Başbakanlarımız ve Genel Kurul Konuşmaları, C.3, TBMM, Ankara, 2014;141)
Almanya, 1933 yılından itibaren Türkiye’deki Turancı eğilimlerle ilgilenmeye, bunlarla ilişki kurmaya çalışmaya başlamıştı. Atatürk’ün ölümünden sonra ırka dayalı milliyetçiliği savunanlar faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Ünlü Turancı Zeki Velidi Togan’ın öğrencilerinden Reha Oğuz Türkkan, 10 Kasım 1938 tarihinde Ergenekon dergisini yayımlamaya başladı. Dergide, “Her şeyin üstünde Türk ırkı” deniyordu. 11 Ekim 1939 tarihinde de Kitap Sevenler Kurumu kuruldu. Bu kuruluş 27 Nisan 1940 tarihinde Halkevleri’ne katılmak zorunda kaldı.
Reha Oğuz Türkkan 5 Kasım 1942 tarihinde de Gökbörü dergisini yayımlamaya başladı. Ayrıca Gurem adlı gizli bir dernek kurdu. “1938 başında kurduğumuz bu cemiyete, ‘Tarama Sözlüğü’ lügatından ‘gürem’, yani insanların birliği adını seçtik. Sonraları bunun ismini ‘Bozkurt güremi’ şekline soktuk.” (Türkkan, R.O., Tabutluktan Gurbete, Berikan Yay., Ankara, 2000;298-299)
Bu dönemde Dr.Rıza Nur da 1942 yılı Mayıs ayında yayımladığı Tanrıdağ dergisinde ırkçılığı savunuyordu: “Milliyet asla kültür meselesi değildir. Milliyet ırk, kan meselesidir. Dil, zihniyet, edebiyat ve emsali gibi kültür unsurları milliyet binasının ikinci derece malzemelerindendir. Milliyetin bünye ve yapısı böyledir. (…) Bu tarihi dersler biz Türklere hem milliyete sarılmayı, hem ecnebi kandan olan unsurlara karşı şüpheli, uyanık bulunmayı emreder.” (Atabay, Mithat, II. Dünya Savaşı Sırasında Türkiye’de Milliyetçi Akımlar, Kaynak Yay., İstanbul, 2005;259)
Bu derginin yayımı, Rıza Nur’un 8 Eylül 1942 tarihinde ölmesi üzerine sona erdi. Rıza Nur ile yakın ilişki içinde olan Nihal Atsız 1943 yılında Orhun dergisini yayımlamaya başladı.
“İkinci Dünya Savaşı sırasında Pantürkçülük, Rusya’daki Türklerle Anadolu Türklerinin bir federasyon oluşturması için dil, ırk ve tarih konularına ağırlık vererek, Turan devletinin savaşla kurulabileceği temeline oturtulmuştur. Bu nedenle basında Türklerin üstün ırk olduğu, köklerinin Orta Asya’da bulunduğu ve savaşın kaçınılmazlığı vurgulanmıştır.”........
