Halkın Kurtuluşu’nun (TDKP) Devrimci Sendika Muhalefeti örgütlenmesi
www.yildirimkoc.com.tr
Halkın Kurtuluşu’nun 1978-1980 yıllarında gerçekleştirmeye çalıştığı Devrimci Sendika Muhalefeti örgütlenmesi, Komünist Enternasyonal’in 1928 yılındaki 6. Kongresi ve 1929 dünya buhranı sonrasında geliştirilen ve 1935 yılındaki 7. Kongre’de “sekter” bulunup terk edilen bir sendikal stratejidir.
Komünist Enternasyonal ve Sendikalar Kızıl Enternasyonali (Profintern) Belgelerinde DSM
Komünist Enternasyonal’in (Komintern, III. Enternasyonal) çeşitli belgelerinde 1929 yılından başlayarak “devrimci sendika muhalefeti” konusunda açıklama ve kararlar yer almaktadır.
Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi Batı Avrupa Bürosu’nun 18 Mayıs 1929 günlü açıklamasında yapılması gereken işler arasında, “Parti ve kızıl sendikalar, devrimci sendika muhalefeti ve sempatizan örgütler için geniş çaplı bir üye kazanma kampanyası yürütmek” bulunuyordu. (Jane Degras, The Communist International, 1919-1943, Documents, Vol.III, 1929-1943, Royal Institute of International Affairs, İngiltere, 1971;31)
Komintern Yürütme Komitesi’nin 1 Temmuz 1929 günlü toplantısında şöyle deniyordu: “Aynı zamanda tüm taraflar, reformist sendikalardaki komünistlerin ve devrimci sendika muhalefetinin faaliyetlerini büyük bir kararlılıkla artırmalı ve ikili işçi örgütlerinin bulunduğu her yerde kızıl sendikaları güçlendirmek için enerjik bir şekilde çalışmalıdır.” (Degras,1971;51)
Komintern Yürütme Komitesi’nin 1929 yılı Temmuz ayındaki toplantısında alınan “Ekonomik Mücadele ve Komünist Partilerinin Görevleri” başlıklı kararda şöyle deniyordu:
“Devrimci sendikal muhalefetin, özellikle Polonya ve Almanya’da, birleştirilmesi gerektiği doğruydu, ancak yine sekterce bir hata yapıldı; devrimci sendikal muhalefet yeni sendikalara dönüştürüldü ve sonuç olarak reformist sendikaların büyük üye kitlesinden izole kaldı.”
“Sendika bürokrasisi işçilerin belirli kesimleri arasında hâlâ etkili olsa da, devrimci sendikalar ve devrimci sendika muhalefeti, reformist sendikalara mensup işçilerin büyük kitlelerini giderek daha fazla kazanıyor. Bu durum, reformist sendikalardaki komünistlerin görevlerini de önceden belirliyor: Bu sendikalardan çekilmek değil, kendilerini proletaryanın sınıf mücadelesinin başına yerleştirerek, reformist sendikaların sıradan üyelerinin devrimcileşme sürecini hızlandırmaya her şekilde katkıda bulunmak.”
“Bu ülkelerdeki bir diğer eksiklik ise, devrimci sendika muhalefetinin yeni taktiklerini uygulamaktan korkmalarıdır; zira bu taktiklerin reformist sendikalar içindeki konumlarını zayıflatacağına inanmaktadırlar.” (Degras,1971;53,55)
Komintern’in 1930 yılı Aralık ayında fabrika hücrelerine gönderdiği bir yazıda şöyle deniyordu:
“Kabul edilen kararda, kongrenin ‘Batı Avrupa’daki Sendikalar Kızıl Enternasyonali’nin (Profintern,YK) strateji ve taktiklerinde bir dönüm noktası’ olduğu belirtildi. Kongre, ‘Almanya ve Polonya’daki devrimci sendika muhalefetinin ‘reformist sendikalara katılın’ sloganından vazgeçme kararını’ onayladı. Sınıf mücadelesinin liderliğini devralmaya hazırlık olarak, durumun gerektirdiği her yerde ‘paralel kızıl sendikalar’ kurulacaktı. Reformist liderler ve kitleler arasında artan bir düşmanlık vardı; devrimci sendikalar, ‘işçi sınıfının en tehlikeli düşmanı’ olan Amsterdam’ın (Amsterdam Enternasyonali,YK) tamamen yenilgiye uğratılması için ‘en iyi silah’tı. Sendikalar Kızıl Enternasyonali sendikalarının olmadığı yerlerde, sendika muhalefeti güçlendirilmeliydi. ‘Sendikalar Kızıl Enternasyonali taraftarları, fabrikalarda muhalefet grupları oluşturmak ve devrimci sendika muhalefetinin yerel ve merkezi örgütlenmesini güçlendirmek için adımlar atmalıdır.’ (Degras,1971;143)
Komintern Yürütme Komitesi’nin 1932 yılı Eylül ayında “Ekonomik Grevler ve İşsizlerin Mücadelesinin Dersleri” konusundaki kararında devrimci sendika muhalefeti konusunda özel bir bölüm yer alıyordu:
“KIZIL SENDİKA MUHALEFETİNİN ÇALIŞMALARINDAKİ BAŞARILAR VE EKSİKLİKLER
“Örgütlü ve örgütlenmemiş işçileri kucaklayan bir örgüt olan Devrimci Sendika Muhalefeti, Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi’nin on birinci toplantısından bu yana birçok ülkede bir dizi başarı elde etti. Bununla birlikte, siyasi ve örgütsel olarak, işçi kitlelerinin giderek büyüyen devrimci yükselişinin gerisinde kalmaya devam ediyor.
“Tüm Devrimci Sendika Muhalefetlerinin temel görevi, örgütlü ve örgütlenmemiş işçileri sınıf mücadelesi temelinde birleştirmek, bağımsız olarak ekonomik mücadeleler yürütmek, reformist, Katolik ve benzeri sendikalarda çalışmak, hain sendika bürokrasisini sendika üyeliğinin kitlesinden izole etmek ve komünist partileri kitlelerle birleştirecek bir kitle örgütü kurmaktır.
“Devrimci Sendika Muhalefetleri’nin en büyük zayıflığı, birkaç istisna dışında, fabrikalarda gruplar oluşturmamış olması, sendikalarda kötü çalışmış olması, reformist, Katolik vb. sendikaların tüm kollarında örgütlenmesini kurmamış olması ve çoğu durumda örgütlü ve örgütsüz işçilerin kapitalist saldırıya karşı mücadelesinde önderlik edememiş olmasıdır.
“Giderek büyüyen devrimci yükselişin ve reformist sendika bürokrasisine karşı kitle hareketinin dalgasında, Devrimci Sendika Muhalefetleri, bağımsız Kızıl sendikaların kurulması için kaldıraç ve örgütsel temel haline gelmelidir.” (Degras,1971;236)
Komintern Yürütme Komitesi’nin 1934 yılı Kasım ayında yaptığı açıklamada, Almanya’daki çalışmalara ilişkin bir özeleştiri yer alıyordu: “Almanya’da benimsenen çizgide, tüm ülkelerde devrimci bir sendikal muhalefet kurmaya çalışmak tam bir hataydı.” Almanya’da doğruydu, ancak Almanya Genel Sendikalar Birliği’nde işe yaramaması KPD’ye (Almanya Komünist Partisi,YK) büyük zarar verdi. (Degras,1971;336-337)
1929 yılından başlayarak uygulanan “devrimci sendika muhalefeti” oluşturmak politikası, Komintern politikalarında köklü bir değişikliğin yaşandığı 7. Kongre’de sekter bulunarak terk edildi. Sendikalar Kızıl Enternasyonali Profintern de 1937 yılında tasfiye edildi.
Komintern Yedinci Kongresi’nin 1 Ağustos 1935 tarihinde aldığı kararlardan birinde şöyle deniyordu: “Sekter hatalar arasında şunları sıraladı: işçilerin çoğunluğu işe döndükten sonra greve devam etmek; grev çağrısı yapmadan önce çoğunluğun onayını almamak; örgütlü işçilerin (örgütlenmemiş ve işsizlere karşı) ve reformist sendikaların önemini hafife almak; sendika bürokrasisinin tekelci iddialarını yok etmek doğruydu, ‘ama yine sekter bir hata yapıldı; devrimci sendika muhalefeti yeni sendikalara dönüştü ve sonuç olarak kendini izole edilmiş buldu’.” (Degras,1971;350)
Bu politika doğrultusunda en önemli girişim, 1929 yılında Almanya’da gerçekleştirildi. Almanya Komünist Partisi, işçilerin büyük bölümünü temsil eden ADGB’ye (Almanya Genel Sendika Birliği) karşı Devrimci Sendika Muhalefeti (Revolutionäre Gewerkschafts-Opposition, RGO) kurdu.
Almanya’da 1978 Yılında Kurulan Devrimci Sendika Muhalefeti Hareketi
Komünist Enternasyonal’in 1935 yılındaki Kongresi’nde kabul edilen programlar sonrasında önemli bir ülkede “Devrimci Sendika Muhalefeti” hareketi görülmedi. 1978 yılında ise, Federal Almanya’daki Alman Sendikalar Birliği’ne (DGB) karşı bir muhalefet örgütlenmesi gündeme geldi. Örgütlenmenin kuruluş bildirgesi aşağıda yer almaktadır:
“Biz Batı Almanya ve Batı Berlin’den işçiler ve memurlar birleştik ve Revolutionare Gewerkschaft Opposition (RGO) Devrimci Sendika Muhalefeti’ni (DSM) kurduk. Mücadeleci ve sınıf bilinçli sendikacılar olarak şu düşüncedeyiz: Şimdiye kadarki durum artık böyle devam edemez.
“Senelerden beri ücret anlaşmaları fiat arttırımlarını karşılamıyor. Akordların yükselmesi, ücret gruplarının düşürülmesi, kısa çalışmalar, birçok işçi arkadaş için ücret kayıplarını daha da arttırdı.
“İşsizlik gittikçe daha ezici bir problem haline geliyor. İşçi sayıları düşürülüyor, kitle halinde işten çıkarılmalar oluyor, işyerleri kapatılıyor. İşverenlerin istekleri doğrultusunda milyonlarca işyeri yok edilmek isteniyor.
“İşyerlerindeki baskılar işverenler tarafından sürekli arttırılıyor. Bu baskıların sonuçları ise şunlardır: İşten sonra aşırı bir yorgunluk, iş hastalıkları, erkenden emekli olmak, sağlığımızın bozulması.
“Bu gerçekler sık sık övülen ‘sosyal ekonomiyi’ belirlemektedirler. İşçiler ve memurlar için gerçekler şöyledir: Sömürü işverenler tarafından sürekli artırılıyor, yaşama düzeyi sistemli olarak düşürtülüyor, işçilerin onlarca seneler içinde mücadeleyle elde ettikleri tüm haklar adım adım kısıtlanıyor. İşverenler de gittikçe zenginleşiyorlar. Sömürü düzeni için esas olan insan değil, işverenlerin kârlarıdır. (…)
“İşte, son senelerdeki gelişmeler işçi hareketinin eski bir tecrübesini yeniden doğruladı: İşverenler kendiliğinden işçilere hiçbir şey tanımıyorlar. Çünkü en küçük bir taviz bile onların kârlarının azalmasını ifade ediyor. Ancak kararlı bir sınıf mücadelesi ile işçiler çıkarlarını ve taleplerini işverenlere kabul ettirebilirler. (…)
“Biz yeni bir sendika değiliz. Biz, mücadeleci sendikacılar olarak bir tarafa çekilip, meydanı boş bırakırsak bu ancak sendika ağalarını sevindirir. Çünkü, DGB’nin (Alman Sendikalar Birliği,YK) işçilere karşı yaptığı sayısız ihanetlere rağmen, işçiler ve memurlar arasında onun gerici niteliği hakkında yeterli bir berraklığın olmaması ve DGB yönetimiyle tüm bağların kesilmesi gerektiğinin kavranmaması bir gerçektir. (…)
“Bu şartlar altında yeni sendikaların kurulması yeterli bir tabana dayanamaz. Yeni sendikaların kurulması bu şartlar altında ancak küçük sayıda mücadeleci işçilerin kendi tekkelerini açmasını, öbür tarafta işçilerin ve memurların çoğunun gerici DGB yöneticilerinin etkisi altında kalmasını ifade eder. Böyle bir adım, gerekli olan işçi sınıfının devrimci birliğini kesinlikle geliştirmez. Aksine yeni bölünmelere ve yeni kargaşalıklara yol açar.
“Sınıf bilinçli sendikacıların bugünkü görevleri nedir? İşverenlerin gücüne karşı işçilerin pekişmiş cephesi dikilmelidir. DGB sendikaları içinde ise ihanete karşı ve işçilerin ve memurların talepleri için varolan geniş hareket daha da geliştirilmelidir. İşyerlerinde gerici DGB yöneticilerinin ve onların uşaklarının etkileri kırılmalıdır. İşçilerin ve memurların, DGB’nin grev kırıcılığına ve mücadeleleri sabote etmesine karşı direnmeleri ve çıkarları için mücadeleyi kendi ellerine almaları teşvik edilmelidir.
“DGB ağaları ve kapitalistlerin işçi hareketi içindeki diğer uşakları RGO’ya ‘bölücüler, sendika düşmanları’ diye bağırıp çamur atıyorlar. Bizim buna cevabımız ise şöyledir, gerçek bölücüler sizsiniz, sizler sendikal mücadelenin ve işçilerin birliğinin en azgın düşmanlarısınız.
“İşçilerin birliği ancak ve ancak işçilerin çıkarları temelinde oluşturulabilir. Siz ise bu temeli çoktan terk ettiniz. Sizler işverenlerin çıkarlarını savunuyorsunuz ve bu nedenle işçi sınıfının birliği ancak işverenlere ve sizlere karşı yürütülen çetin mücadele içinde gerçekleştirilebilir.
“DGB sendikacıları içinde ağalarının ihanetine karşı muhalefeti örgütleme, işyerlerinde taleplerimiz için örgütlü olarak mücadele etmek, işte bu RGO’nun izlediği yoldur. Patronlara ve ağalara karşı işçilerin birliği! Derken biz bunu kastediyoruz.
“Alman ve yabancı işçiler, kadınlar, erkekler, yaşlılar, gençler, sendika üyeleri, ihraç edilenler ve örgütsüzler tüm bunların kapitalistlere karşı verdikleri mücadelenin çıkarları tektir, bunların arasında bölünmeler olmamalıdır. RGO tüm bunları saflarına çağırıyor. RGO’YA ÜYE OL!” (RGO’nun Kuruluş Belgeleri, 25-26.11.1978’de Paderborn’daki Kuruluş Kongresinde onaylandı, Kassel-Obervellmar, 1978)
Federal Almanya’da 1978 yılında kurulan Devrimci Sendika Muhalefeti örgütlenmesinin tüzüğünde örgütün görevleri ve hedefleri aşağıdaki gibiydi:
“RGO (Devrimci Sendika Muhalefeti) Tüzüğü (27 Kasım 1978 tarihinden geçerli)
“Madde 2. RGO’nun Görevleri ve Hedefleri.
“RGO bir sendikal mücadele örgütüdür. O işverenlere karşı işçilerin, memurların çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışır. RGO bir sendikal muhalefet grubu olarak, DGB içinde onun gerici yönetimine, onun kapitalistlerle uyum içinde çalışmasına, işverenlerin uşakları DGB ağalarının denetiminde ve yönetimindeki DGB aygıtına karşı mücadele eder. RGO işçilerin ve memurların birliği için sendikal mücadeleyi bölenlere karşı mücadele eder.
“RGO işçi ve memurların çıkarlarını savunmayı görevlerinin başına koyar. Bunu yaparken, işçi sınıfının sömürü ve baskıdan gerçek kurtuluşunun ancak sosyalizmle olacağı bilinciyle hareket eder.
“En başta RGO’nun şu görevleri vardır:
“1. O, DGB sendikaları içinde, DGB yönetiminin izlediği işverenlerle işbirliği politikasına karşı mücadele eder. İşçi sınıfının çıkarlarına uygun, işverenlere karşı kararlılıkla sürdürülecek bir sendikal mücadeleyi savunur. Öte yandan, DGB sendikaları içinde sendika üyelerinin haklarını ve taleplerini savunarak, milyonlarca sendika üyesini işçi düşmanı olan DGB yönetimi ve onun tarafından denetlenen sendika aygıtına karşı birleştirmek için mücadele eder.
“2. İşçilerin ve memurların işyerlerindeki verdikleri mücadeleyi yaygınlaştırmak, desteklemek ve örgütlemek.
“3. İşyerlerinde ve toplumda özgürce siyasi ve sendikal faaliyetin yürütülmesi için mücadele eder. RGO, sendikal mücadeleyi bastırmaya yada engellemeye çalışan, devlet ve işverenler tarafından geçmişte gerçekleştirilen ve yine şimdi gerçekleştirilmek istenen tüm kanunlara ve bu tür tedbirlere karşı mücadele eder. RGO özellikle işçi sınıfının tamamen özgürce örgütlenme hakkını, grev hakkının tamamen gerçekleştirilmesi, lokavtın genel olarak yasaklanmasını ve gerici işyeri Ana Kanununun ve Personel Temsilciliği Kanununun kaldırılmasını talep eder.
“4. Bir dayanışma kasasının oluşturulması, bu kasada biriken parayla mücadelede işçilerin, memurların talepleri için faaliyet gösterdiklerinde zarar gören işçi arkadaşlar desteklenmelidir.
“5. RGO, işçilerin sınıf bilincinin yükselmesi ve dayanışma ruhunun gelişmesi için açıklayıcı ve kavratıcı çalışmayı gerekli görür.
“6. RGO eğitim çalışmaları yürütür.
“7. RGO hukuki olarak bir danışmanlığı özellikle iş ve sosyal konularda gerekli görür.
“8. RGO, Almanya’nın dışındaki işçilerin mücadelelerini, ‘onların mücadelesi bizim mücadelemizdir’ ilkesinden hareket ederek dayanışma ruhuyla destekler ve yurt dışındaki eşit ilkelere sahip olan sendikal örgütlerle proleter enternasyonalizmi temelinde ortak çalışır.”
Tüzüğe göre, (Madde 3), “RGO’nun tüzüğünü kabul eden her işçi, çırak, memur ve devlet memuru RGO’ya üye” olabiliyordu.
Federal Almanya’daki bu gelişme, Halkın Kurtuluşu tarafından yakından takip edildi.
23 Ekim 1978 tarihli Halkın Kurtuluşu’nda, “Federal Almanya’da Devrimci Sendika Muhalefeti” başlıklı haberde, şu bilgi veriliyordu:
“DSM (RGO) Federal Almanya çapında bir örgüt olarak inşa ediliyor.
“Federal Almanya’da DGB (Alman Sendikalar Birliği) içinde komünistlerin (KDP/M-L’nin) önderliğinde kurulan Devrimci Sendika Muhalefeti (RGO) örgütlenme alanında bugün yeni bir aşamaya gelmiştir.”
“DSM Haberleri kasım ayından itibaren Türkçe olarak da yayınlanacak.
“Altı aydan bu yana yayınını sürdürmekte olan DSM (RGO) Aylık Haber Dergisi Kasım ayından itibaren Türkçe olarak da yayınlanacaktır.
“DSM Haberlerinin Türkçesi, diğer konuların yanı sıra Almanya’da bulunan Türkiyeli işçilerin sorunlarına özel bir yer verecektir.
“Bu sayede daha geniş işçi yığınları DSM’nin amaçları ve mücadele programı konusunda daha çok bilgi sahibi olacaktır.” (Halkın Kurtuluşu, sayı 132, 23 Ekim 1978)
4 Aralık 1978 tarihinde de aynı haber yinelendi: “RGO Haberleri Türkçe olarak da yayınlanıyor.” (Halkın Kurtuluşu, sayı 138, 4 Aralık 1978)
29 Ocak 1979 günlü Halkın Kurtuluşu Federal Almanya’daki DSM konusunda şu bilgiyi verdi: “Almanya’da RGO (Devrimci Sendika Muhalefeti) işçi sınıfının uluslararası dayanışmasının militan bir örneği.” (Halkın Kurtuluşu, sayı 145, 29 Ocak 1979)
Halkın Kurtuluşu’nun Devrimci Sendika Muhalefeti (DSM) Örgütlenmesi
Vehbi Ersan, Halkın Kurtuluşu Hareketi’nin (TDKP) devrimci sendika muhalefeti aracılığıyla işçi sınıfı içinde çalışma girişimini şöyle özetlemektedir:
“Askeri darbeye kadar yaklaşık 8 ay sürebilen partili mücadelelerinde TDKP’liler, son olarak sendikal çalışmada izledikleri politikayı düzeltme yoluna gittiler. Temmuz 1980’de toplanan Merkez Komitesi, Devrimci Sendikal Muhalefet (DSM) diye formüle edilen politikanın, kendilerini ‘sınıfın çıkarından ayrı çıkarı olan’, ‘sendika düşmanı grup’ durumuna düşürdüğü sonucuna vardı. İşçiler ve sendikalar arasında yayılabilen birkaç gruptan biri olan TDKP’liler, 1978 ortalarından itibaren mevcut sendikalara alternatif illegal sendika önerisi olarak DSM’yi çalışmalarının merkezine koymuştu. DİSK, Türk-İş gibi konfederasyonlar ve onlara bağlı sendikaları ‘faşist’, ‘sosyal faşist’ ya da ‘reformist’ sendika ağalarının elinde, işçi sınıfının örgütlenmesini saptıran, ‘yıkılması’ gereken sendikalar olarak görüyorlardı. İşçiler illegal çalışan DSM’lerde birleşecek, işyeri, işkolu düzeyinde bir araya gelen DSM’ler nihayet il ve ülke bazında genel bir illegal sendikanın çatısı altında toplanacaktı. Bu illegal örgütlenmeye bağlı yasal bağımsız sendikaların kurulması da öngörülmüştü. Ülke çapında illegal sendika kurulması başarılamadı, ama bazı legal bağımsız sendikalar kuruldu.
“Aslında bu politika, 1975-77 arasında DİSK, TÖB-DER gibi ‘revizyonistlerin yönetimi’ndeki kitle örgütlerinin düzenlediği mitingleri devrimcileştirme yaklaşımının sendikalardaki izdüşümüydü. DİSK’e bağlı sendikalardaki çalışma, ‘revizyonistlere karşı savaş’ biçiminde sürüyordu ve kuşkusuz bunu besleyen bir faktör de TKP etkinliğindeki sendika yönetimlerinin düşmanca tutumuydu. TKP’liler de Maocuları, işyerleri dahil hiçbir yerde istemiyordu, her fırsatta da tasfiyeler gerçekleştirdiler. Ama ne olursa olsun, TDKP’nin, sosyalistler açısından işçi sınıfının yegane kitle örgütü durumundaki DİSK’i ‘yıkılması’ gereken sendika olarak görmesi işçiler nezdinde kolay anlaşılacak bir şey........
