Eleştiride biraz ciddiyet, lütfen
Yıldırım Koç yazdı…
İlk yazım 1973 yılında Ecevit’in yayımladığı Özgür İnsan Dergisi’nde Çetin Yıldırım adıyla çıktı. O günden beri de yazan biriyim. Yaptığım işi ciddiye alıyorum. Kulaktan dolma bilgiyle yazı yazmıyorum. Bir konuda görüş açıklayacaksam, gerçekten kılı kırk yararcasına belge ve bilgiye dayanmaya çalışıyorum. Bu nedenle de, kulaktan dolma bilgiyle yazı yazanların cesaretine çok şaşırıyorum. Biri bana aktardığım bir bilginin yanlış olduğunu söylese çok mahcup olurum; yüzüm kızarır. Bereket bugüne kadar böyle bir utanç yaşamadım.
Ancak herkes böyle değil.
Benim 50 yılı aşkın bir süredir öğrenmeye çalıştığım alanlardan biri, işçi sınıfı tarihi ve sol hareketler tarihi.
Bazı kitaplarda işçi sınıfı tarihine ilişkin hataları 15 yıl önce bir kitabımda yayınlamıştım (Yanlış-Doğru Cetveli, İşçi Sınıfı Tarihi Yazımında İnatçı Hatalar, Epos Yayınları, Ankara, 2010).
Yanlışlarla dolu bir metni okuduğumda aklıma hep bir fıkra gelir.
Çok eski dönemlerde medreseden yeni çıkmış acemi bir hoca camide vaaz veriyormuş. “Hazreti İsa,” demiş, “bir gün kılıcıyla Fırat’ı yarıp koyun sürüsünü karşıya geçirdi.” Vaaz bittikten sonra da cemaatten görmüş geçirmiş yaşlıca birine, “Hocam, nasıldım?” diye sormuş. Adamcağız, “söylediklerinin neresini düzelteyim, hoca efendi,” demiş, “İsa değil Musa; kılıç değil asa; sürü değil İsrailoğulları; Fırat değil Kızıldeniz.”
Bir gün yazma işine yeni başlamış bir kişi bir kitap bitirmiş. Hata yapmaktan da korktuğundan, Nasreddin Hoca’yı bulmuş. “Hocam,” demiş, “bir zahmet şunu okuyuver.” Bir topak da balmumu vermiş. “Yanlış gördüğün yerlere de birer parça balmumu yapıştırıver.”
Aradan bir hafta geçmiş. Acemi yazar Hoca’yı ziyaret etmiş. Kitabını almış. Hoca kahvesini içerken sayfaları teker teker çevirmiş.
Hayret! Kitapta tek bir balmumu parçası yok.
Çok sevinmiş. “Hocam, sağol, zaman ayırıp okumuşsun. Hiçbir yeri işaretlemediğine göre kitabı beğendin, hiç hatam yokmuş,” demiş.
Hoca atılmış, “aman evladım,” demiş, “yanlış anlama. Ben üşendim. Sen eve gidince bir tencerede balmumu erit. Kitabı da içine atıver. Senin kitaptaki yanlışlara verdiğin balmumu topağı yetmez.”
Rahmetli Prof.Dr.Mikail Bayram Hoca, Nasreddin Hoca’nın gerçekte Ahi Evren olduğunu yazardı. Her ikisini de saygıyla anarken, bu konularla ilgili bir Nasreddin Hoca fıkrası daha hatırlatayım.
Nasreddin Hoca’ya saz çalmayı bilip bilmediğini sormuşlar. “Tabii, bilirim,” deyince de eline bir saz tutuşturmuşlar ve çalmasını istemişler.
Hoca sazı almış, sol eliyle perdelerden birini tutmuş, sağ elindeki mızrapla da tellere vurmaya başlamış. Ama sol elini hiç hareket ettirmiyormuş.
İzleyenler şaşırmış, “Hocam,” demişler, “saz çalanlar ellerini perdeler üzerinde gezdirir; sen hep aynı yerde tutuyorsun.”
Hoca gülmüş, “onlar,” demiş, “benim tuttuğum yeri arıyor.”
Şimdi gelelim 2 Ocak tarihli “Şevket Süreyya Aydemir ve Kadro: Genel Bir Değerlendirme” başlıklı yazıma bir yorumda bulunan Sayın Turgay Yıldırım’ın değerlendirmelerine.
Sayın Turgay........

Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin