Devrimci Halkın Yolu’nun devrimci sendika muhalefeti örgütlenmesi
www.yildirimkoc.com.tr
Halkın Kurtuluşu Hareketi’nin “devrimci sendika muhalefeti” yaklaşımı ve stratejisine sahip çıkmasının yanı sıra, 1979-1980 yıllarında fazla etkisi olmayan Devrimci Halkın Yolu grubu da “devrimci sendika muhalefeti” anlayışını benimsedi.
1971 döneminde THKP/C içinde yer alan kadroların önemli bir bölümü 5 Nisan 1976 tarihinde Militan Gençlik Dergisi’ni, 20 Aralık 1976 tarihinde de Halkın Yolu Dergisi’ni yayımlamaya başladı.
1978 yılı Mayıs ayında Halkın Yolu Dergisi kadrolarının büyük bölümü, Doğu Perinçek’in başkanlığını yaptığı Türkiye İşçi Köylü Partisi’ne katıldı. Bu karara katılmayan bir grupsa, Devrimci Halkın Yolu Dergisi çevresinde varlığını korudu.
Bu küçük grup, İzmir’de Devrimci Sendika Muhalefeti adıyla bir gazete yayımlandı. 13 Eylül 1979 tarihinde ilk sayısı yayımlanan gazetenin sahibi Aziz Çapacı, sorumlu yazı işleri müdürü Mehmet Ali Yanmaz’dı. Gazetenin 25 Nisan 1980 tarihinde yayımlanan 9. ve son sayısında, sahibi Yılmaz Arıkan’dı. Bu dergilerde çeşitli bölge ve işyerlerindeki işçi eylemleri, genellikle büyük bir abartıyla, aktarılıyordu.
Devrimci Halkın Yolu Hareketi’nin yayımladığı bu dergi ile Halkın Kurtuluşu Hareketi’nin bu alandaki girişimi birbirine karıştırılmamalıdır.
Devrimci Halkı Yolu, ayrıca, DSM yayınları adıyla
Mersin Soda İşçilerinin Mücadelesi
15-16 Haziran İşçi Sınıfının Yolunu Aydınlatıyor, Özgürlük ve Sosyalizm İçin İleri
isimli kitapçıklar yayımlandı.
DEVRİMCİ SENDİKA MUHALEFETİ NEDİR?
Devrimci Halkın Yolu Hareketi tarafından yayımlanan Devrimci Sendika Muhalefeti Dergisi’nin 1979 yılı Eylül ayında yayımlanan birinci sayısında, işçiler devrimci sendika muhalefetinde birleşmeye çağırılıyordu:
“İşçiler DSM’de Birleşin!
“Şimdi bütün dikkatler işçi sınıfı üzerinde toplanmış durumda. Burjuvazi işçi sınıfının mücadelesini ve geleceğini etkilemek için olanca gücünü harcıyor. Hakim sınıflar işçi sınıfı ile sert, kesin, açık bir hesaplaşmaya, mücadeleye hazırlanıyor.
“Kapitalist burjuvazi bugün zor bir durumda. Ekonomi tam bir çıkmaz ve kargaşa içindedir. Kapitalist burjuvazi bütün gücüyle işçi sınıfına yükleniyor; ekonomik buhranın yükünü işçilere yıkarak, bu zor durumu atlatmak, işçileri uçsuz bucaksız bir sömürüye, acıya, boğmak istiyor.
“Kapitalist burjuvazi işçilerin ekonomik hakları için ilk kıpırdanış ve hazırlıklarına, fabrikaları toptan boşaltarak, işçileri toptan işten atarak karşılık veriyor. Mücadele isteklerini baştan söndürmeye, yayılıp gelişmeden önünü kesmeye bakıyor. Lokavtlarla birbiri peşi sıra ve fütursuzca fabrika dolusu işçiler kapı dışarı ediliyor.
“Fakat işçi sınıfının mücadelesi bütün bu engellere rağmen genişlemekte, alevlenmektedir. Grevler yaygınlaşıyor. İşçilerin öfkesi durmaksızın körükleniyor. Bunu körükleyen katlanılması imkansız sömürü ve baskıdır.
“Hakim sınıflar mücadeleyi kolayca ezememektedir. Bu yüzden de halkın mücadelesini ezmek için ilan edilen sıkıyönetim, insancıl, hoşgörülü, yumuşak gibi görünme sevdasını, bu aldatmacayı artık bir tarafa bıraktı. Şimdi sıkıyönetim paşalarının tehditkar ulumaları daha fazla duyulmaktadır. Evrenler, Korutürkler, ‘Başlarını ezeceğiz’ tehditleriyle açıkça saldırıyı artıracağını ilan ediyorlar. Baskı ve şiddet araçları, ordu ve polis kapitalistlerin güvenliğini sağlamak, işçi mücadelelerini ezmek için iş başında. Grevler hükümet kararları ile ardarda erteleniyor, süngü gücüyle kırılıyor, grevci işçiler gözaltına alınıyor. (İşte Maysan, Ülker, Coca Cola’da süngü gücüyle işten atılan işçiler) Bunlar daha başlangıçta çatışmanın nasıl gelişeceğini gösteriyor.
“Her soydan sendika patronu da burjuvazinin hizmetindedir. Onun yardımına koşuyor, işçi sınıfını kıstırmak, çembere almak için aralıksız çalışıyor. Sendika patronları işçilerin her ileri atılışlarında en küçük ekonomik hak için bile olsa, mücadelenin önüne dikildiler.
“Kapitalistler ve sendika patronları da işçi sınıfının mücadelesi ve birliğinden işçi sınıfının kurtuluşu için doğru yolu, sosyalizm yolunu tutmasından korkuyorlar; bunun için de var güçleriyle sosyalistlere saldırmaktalar.
“Bunlar burjuvazinin bütün toplarını işçi sınıfına çevirdiğini, onu ezmek için zorlu şiddetli bir çatışmaya hazırlandığını, açık, kesin, hiçbir hayale ve kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde gösteriyor.
“Her işçi bu gerçeği akılda tutmalı. İşçi sınıfı mücadeleye, bu çatışmaya hazırlanmalıdır. Sonucu sınıf mücadelesi işçi sınıfının kararlılığı, devrimci birliği tayin edecektir.
“İşçiler burjuvaziye ve burjuva sendikalarına karşı mücadelede silahsız değillerdir. İşçi sınıfının tek silahı, kendi güçlü kolları ve devrimci birliğidir.
“Yeter ki düşmanlarımızı tanıyalım, gücümüzün bilincinde olalım ve ona güvenelim, yeter ki devrimci birliğimizi sağlayalım. İşte en büyük, yenilmez silah budur. Patronlar ve sendika patronları bunu iyi bilirler. Bu silahın adı işçi sınıfının devrimci mücadelesidir.
“İşçiler, devrimci birliğimizi ancak işçi sınıfının gerçek örgütlenme ve mücadele merkezi DEVRİMCİ SENDİKA MUHALEFETİ (DSM)’de birleşerek sağlayabiliriz.
“DSM, kapitalist patronlara karşı mücadeleyi yürütmek, burjuva-revizyonist sendika çemberini kırarak ve sınıf sendikalarını yaratmak için devrimci işçiler tarafından oluşturulan geçici sendika muhalefet örgütlenmesidir.
“Ekonomik haklar için, işçi sınıfının kurtuluşu, sosyalizm için burjuva sendikacılığını mezara göndermek için DSM’de örgütlen.
“Sınıf bilinçli işçiler, devrimci işçiler DSM’nin amaçları ve hedefleri yönünde fabrikalarda yılmadan çalışıyorlar.
“Sen de DSM gazetesini fabrikanda oku, okut, sınıf sendikacılığının görüşlerini yaygınlaştır. DSM ile DSM’li işçiler ile bağ kur!
“Bu senin sınıfının mücadelesidir. Bu mücadelede yerini al ve unutma ki işçiler patronlara ve sendika patronlarına karşı DSM etrafında çelikten bir birlik olduklarında, burjuva düzenin tüm güçleri tir tir titreyecektir.” (Devrimci Sendika Muhalefeti, sayı 1, 13.9.1979)
Derginin aynı sayısında devrimci sendika muhalefeti örgütlenmesinin amacı ve hedefleri aşağıdaki şekilde ele alınıyordu:
“DSM’nin Amacı ve Hedefleri.
“Türkiye işçi sınıfı sendika hakkını ve daha sonraları toplu sözleşme hakkını kazanalı on yıllar oluyor. Ancak hayat ispatlıyor ki işçi sınıfının yaşam şartlarında kayda değer bir iyileşme bile sağlanamamıştır. Böyle bir durumda bulunulmasında sendikaların önemli bir yeri vardır. Çünkü var olan sendikaların hemen hepsi burjuva sendikalar olagelmiştir veya bu hale dönüştürülmüşlerdir. Burjuva sendikalar işçi sınıfının ekonomik mücadelesinin gerçek bir savunucusu olamazlar. İşçi sınıfının kurtuluşundan yana olamazlar.
“BURJUVA SENDİKACILIK ÇEMBERİ KIRILMALIDIR
“Sendikalar işçi sınıfının kendiliğinden bilincinin, işgücünü daha yüksek bir fiyata satabilmek için sürdürülen ekonomik mücadelenin bir sonucu olarak doğdu. Sendikaların doğması ve işçi sınıfının uzun mücadeleleri sonucu karşı konulamaz bir hak olarak yaygınlaşmasından sonra burjuvazi, artık sendikalara sadece karşı çıkmıyor ama aynı zamanda onu yararsızlaştırmaya, sendikaları basit bir pazarlık aracı olarak sınırlayarak kapsamını daraltmaya, yozlaştırmaya çalıştı.
“Türkiye işçi sınıfının geniş kesimlerinin örgütlü olduğu Türk-İş, DİSK ve diğer sendikalar, burjuva sendikalardır. Kapitalizmin varlığına zarar vermeyen, emeğin sömürüsünü ebedileştirmeye çalışan burjuva sendikacılığı/kapitalist ekonomik-siyasi kurumların bir parçası, burjuva makinenin bir dişlisi.
“Türk-İş sınıf ayırımını tanımamakta, işçi sınıfının çıkarlarını savunmadığını açıkça söylemektedir. Patronlarla işçileri kardeş ilan eden Türk-İş, ‘çalışma barışı’, ‘ulusal çıkarlar’ gibi burjuva ilkelerden hareket ederek kapitalist sömürü ve yağmanın savunuculuğunu yapmakta, kapitalizme karşı çıkmamakta ve işçileri kapitalistlerin insafına terk etmektedir. Siyasi olarak da, işçi sınıfına ve halka uygulanan her gerici-faşist uygulamanın baş destekçilerinden olmaktadır. DİSK’in Türk-İş’ten tek farkı burjuva sendikacılığa devrimci kılıflar geçiriyor olmasıdır. Çünkü işçi sınıfı artık eski burjuva masallara kanmamaktadır. DİSK’in işçi sınıfının ekonomik mücadelesinin kararlı bir savunucusu olmadığı, işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele aracı olmadığı, son yılların tecrübeleriyle ilk bakışta görülür hale gelmiştir.
“İşçi sınıfı ekonomik hakları, özgürlük ve sınıfsal kurtuluşu için kapitalizme karşı örgütlenme ve direniş merkezleri olan sınıf sendikalarında birleşmeli, bunun mücadelesine katılmalıdır. Burjuva sendikacılığı hakkında en küçük bir hayale kapılmadan ona karşı uzlaşmaz bir mücadele vermeli, burjuva sendikacılık çemberini kırmalıdır.
“Sınıf bilinçli işçiler, devrimci........
