Cumhuriyet Türkiyesi’nde halkın kökeni
www.yildirimkoc.com.tr
Söylentiye göre 1993 yılındaki ziyareti sırasında Kırgız bir ozan Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı şu dizelerle karşılamıştı: “(Orta Asya’dan) At üstünde ve çekik gözlü gittiniz/ Uçakla ve mavi gözlü geri geldiniz.” (Roy, O., Yeni Orta Asya, Ya da Ulusların İmal Edilişi, Metis Yay., İstanbul, 2000;262)
Cumhuriyet kurulduğunda devraldığı halkın yapısını ve Atatürk’ün yerleştirdiği Türk milliyetçiliğinin ırkçılıktan farkını anlayabilmede yukarıdaki ifade yararlıdır. Cumhuriyet kurulduğunda halkın büyük çoğunluğu Türktü, ancak bu Türkler, yüzyıllar önce Anadolu’ya gelen Türklere göre epey farklılaşmıştı. Mustafa Kemal Paşa, bu gerçeği çok iyi bildiği için, ırkçılığa karşı çıktı ve çağdaş bir millet anlayışıyla Türk kimliğini ve Türk milliyetçiliğini geliştirdi.
Anadolu’ya gelen Oğuz boyları Osmanlı Beyliği’ni kurunca ve yeni yeni bölgeleri fethedince, bu bölgelerin halklarını sürüp çıkarmadı. Birçok bölgede Bizans’ın baskısı ve vergilerinden bıkmış olan halk, çok daha adil davranan bu yeni devlete katıldı ve bir bölümü de Müslümanlığı kabul ederek Türkleşti. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanlar, Müslümanlığı kabul ettiklerinde, Türk soylularla kolayca kaynaştı ve Türk kimliğinin parçası oldu.
Mustafa Kemal Paşa daha 1921 yılında günümüzdeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin ilk biçimini kurdurmuştu. 1 Ekim 1921 tarihinde Akkale‘de “Eti Müzesi” veya diğer adıyla “Asar-ı Atika Müzesi” açıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın Sümerler, Hititler ve benzeri kadim halklar konusunda yaptırdığı çalışmalar da, bu halkların Anadolu’daki izlerinin hâlâ devam ediyor olmasındandı.
Osmanlı’nın devşirme sistemi de, halkımızın ırka ve “kan birliği”ne değil, kültür, gelenek, amaç birliğine dayalı bir Türk milleti oluşturmasının nedenlerinden biridir. Bugün hiçbir Türk, birkaç yüzyıl önce büyük büyük dedelerinden birinin bir hıristiyan devletinden çocuk yaşta devşirilmiş, Müslümanlaştırılmış, Türkleştirilmiş bir kapıkulu, bir yeniçeri veya cebeci olup olmadığını bilemez.
Kapıkulları, Osmanlı’nın sürekli ordusuydu ve devleti yöneten kadrolardı. Sürekli ordudan emekliye ayrılanlar da devletin temsilcileri (sipahiler) olarak belirli bölgeleri yönetiyor, halkın vergisini topluyor, bu vergiyle asker yetiştirip besliyor ve savaş çıktığında bu askerlerle birlikte savaşa katılıyordu.
Kapıkullarının kaynağı acemi ocağıydı. Acemi ocağının insan kaynağı ise, Osmanlı’nın ilk dönemlerinde pençik oğlanlarıydı. Pençik oğlanları, savaşlarda alınan esirlerin beşte biriydi. Bunlar “az bir bedel mukabilinde Osmanlı hudutları dahilindeki çiftçilerin hizmetlerine” verilirdi. “Bu suretle Anadolu’da İslam ve Türk terbiyesi görüp Türkçeyi öğrenerek yetişecek olan Pençik oğlanlarının orduda daha emniyetli şekilde hizmet edecekleri düşünülmüştü.” Pençik oğlanları önceleri yalnızca Anadolu’ya gönderilirdi. “Ben padişah kuluyum, diye çiftlik sahibine kafa tutmayarak hizmet etmesi” için de, çiftçiye küçük bir bedel karşılığında satılmış gibi yapılırdı. Aynı uygulama daha sonraki yıllarda devşirmeler için de uygulandı.
Acemi ocağının ikinci kaynağı, devşirmelerdi. İhtiyaca göre, üç, beş ve bazen daha uzun bir zaman aralıklarıyla önceleri Rumeli’de yaşayan Hıristiyan halktan her 40 hane için bir oğlan çocuk devşiriliyordu. İlk başlarda, bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Adalar ve Bulgaristan’dan devşirme alınıyordu. Daha sonraki yıllarda, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Macaristan’dan da devşirme alındı. Aynı süreçte, Rumeli’deki Müslümanlardan ve Anadolu’daki Hıristiyanlardan da erkek çocuk devşirmesi yapıldı. Çocuklar, 8 – 15 ve bazen de 20 yaşına kadar devşiriliyordu. Yahudilerden ve Çingenelerden devşirme alınmıyordu. Ermeniler de devşirme sisteminin içindeydi.
Devşirilen çocuk, Türk çiftçilerinin yanında İslamiyeti, Türkçeyi ve adetleri öğrendikten sonra, acemi ocağına giriyordu. Buradan da, yeteneklerine........
