Nuh’un gemisi
Prof. Dr. Semih Güneri yazdı…
‘Ağrı dağı’ denilince ilk aklıma gelen şüphesiz Proto-Karaz, Karaz, Urartu kültürleridir. Bölgenin etnik yapısı da Hurrice konuşan halklar ile tanımlanır. Son makalelerimden birinde Ağrı bölgesini Doğu Anadolu’nun Kuzey yarısı Tunç Çağı kültürlerinin Güneyini temsil eden özgün yapısı içinde göstermiştim. Yaşar Kemal’in muhteşem “Ağrı Dağı Efsanesi” eseri ikinci sıradadır. Üçüncü sırada, Ay modülünün sürücüsü James Irwin’in Ağrı dağı maceraları yer alır. Atatürk Üniversitesi’nden tanıdığım Jeolog Salih Bayraktutan’ın Üniversitesi adına 1980’li yılların başında yürütücülüğünü yaptığı bu “Ağrı dağında Nuh’un Gemisi Araştırmaları” konulu proje ta o yıllarda dikkatimi çeken bir gelişme olmuştur.
Bugün Ağrı dağı son hızla gene gündemde. Bütün yaz, “Ağrı dağında Nuh’un gemisi % 100 bulundu” haberlerine, eksantrik AI videolarına adeta maruz bırakıldık. İyi de bunun seninle ne ilgisi var, diyeceksiniz. Şöyle var: Benim Dokuz Eylül’de ‘Bilimsel İnceleme Yöntemleri’ ve ‘Yayın Eleştirisi’ doktora derslerimi alan öğrencilerim de bu işin içindeler de ondan. Ama bilmiyordum. Olayı o haberlerden aldım. Hâlâ almaya devam ediyorum.
“Ağrı dağındaki Nuh’un gemisi” hadisesi, her zaman ekmek yiyen bir hikâyedir. Daha çok yiyecektir. Yesin. Afiyetler olsun. Asla karşı değilim. Hatta bana sorulsaydı -iyi-kötü bölgenin uzmanı sayılırız- katkım bile olurdu. Lâkin proje yanlış proje. Aşağıda veriyorum.
‘Hikâye’ derken asla küçümsemiyorum. Gerçekten öyledir. 1971’de Apollo 15 ile yapılan Ay’a seyahat programının bir üyesi olan Amerikalı James Irwin, aynı yıllarda Ağrı dağında “Nuh’un gemisi” hadisesine bir şekilde merak salıyor. Birkaç kez Türkiye’ye geliyor. İleriki yıllar için kendine bir program hazırlıyor. Astronotumuz 1982’deki Ağrı dağı tırmanışında ciddi bir kaza geçiriyor. Allahtan adamı at sırtında köye ve sonra şehire yetiştiriyorlar da adamın hayatı bir şekilde kurtuluyor.
Dil-Tarih’te öğrencilik günlerimde, bu konuyu arkadaşlar arasında çok sert bir biçimde eleştiriyorduk. Ne işi var bu adamın o stratejik coğrafyalarda, diye. Her neyse. Astronotumuzun daha sonra, “Durupınar” diye tanımlanan Nuh’un gemisinin hayaletinin çöktüğü “formasyon” üzerine yazacağı popüler kitap için, çok iyi de bir reklam yaptığını anlamış olduk.
Daha sonra Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde ilk işe başladığım (1985’li) yıllarda, aynı üniversitede görevli Jeolog Salih Bayraktutan’ın başkanlığında o günlerde sonlandırılmış olan “Ağrı dağı” projesinin faydacı doğruluğuna inandım. Bunda, S. Bayraktutan’ın güvenilir bilimsel alt yapısı ve projenin Türk bilim insanlarınca üstlenilmiş oluşu etkendi. Diğer yandan bu çalışmaların, esas anlamda gariban Erzurum-Ağrı bölgesinin turizmine bir miktar katkısı olacağı inancındaydım. Hatta o günlerde bu projeyi arkeolojik birikimlerimizi de devreye sokarak yeniden ele alalım, canlandıralım diye de kaç kez düşünmüş, bu düşüncemi yakın arkadaşlarımla paylaşmıştım.
Bu son Ağrı dağı projesine katkı sunan ya da yöneten öğrencilerim için popüler anlamda, kısa süreli bir ‘çıkış’ fırsatı olabilir. Motive edici olabilir. Bu gözlem, en azından tanıdığım, bilgilerine güvendiğim adamlar olması bakımından benim için değerlidir. Ancak onların, özellikle Doğu Anadolu bölgesi arkeolojik/jeolojik araştırmaları alanına, alâkasız yabancı takımın şu ya da bu şekilde girmesine neden olmalarını kesinlikle doğru........
