Terörle mücadelenin bittiğinin ilanı mı?
Mermilerin yağmur gibi yağdığı, gecenin sessizliğini bir anda “gümmm” diye bir patlama sesinin parçaladığı o anları bilir misiniz?
Er meydanında, silah seslerinin arasında bir can pazarı yaşanırken bir başka mücadele daha başlar: Yaralıya ulaşmak, kanamayı durdurmak ve arkadaşının hayatta kalmasını sağlamak…
Bakarsınız, az ileride arkadaşınızın botu vardır bacağının bir parçası ile birlikte….
O an düşünmezsiniz. Korkmazsınız. Sadece kanamayı durdurmaya çalışırsınız. Çünkü arkadaşınızın yaşaması gerekir.
İlk müdahaleyi yaparsınız. Ardından tahliye için helikopter gelir. Önce yaralı arkadaşınızı bindirirsiniz. Sonra da kopan uzvunu…
O kopan bacak, artık yalnızca bir uzuv değildir. O bacak, birlikte yaşanmış bir mücadelenin, bir fedakârlığın ve vatan uğruna ödenmiş bedelin parçasıdır.
Çatışmalarda kimi canını kaybeder, kimi bir uzvunu…
Ama “Hiçbir şey olmadı.” diyenin bile yaşadıkları ruhuna işler.
O anlar artık ömür boyu insanın peşinden gelir. Bazen rüyalarında yeniden yaşar, bazen gecenin bir yarısı ter içinde uyanır. O kadar ağır bir travmadır ki insan, nefes aldığına bile sevinemez hâle gelebilir.
Ancak ruhundaki tahribata bir de fiziksel eksiklik eklenmiştir.
Artık yalnızca bedenen değil, ruhen de yaralıdır.
İşte bu nedenle gazi olmak, yalnızca bir uzvunu kaybetmek ya da vücudunda bir mermi izi taşımak değildir. Gazi olmak, hayatının geri kalanını o savaşın izleriyle yaşamaktır.
Eminim artık “Hiç gazi tanımadım.” diyeniniz yoktur.
Çünkü en azından Ankara Güvenpark’ta hak arayışı içinde olan gazilerimizi görmüşsünüzdür.
Fakat onlara yalnızca kaybettikleri uzuvları veya aldıkları mermiler üzerinden bakmayın.
Onların görünmeyen yaraları, çoğu zaman görünen yaralarından daha derindir.
Bu nedenle bir gazi size haksız yere kızsa, öfkelense, ağır konuşsa ya da zaman zaman anlaşılması güç davranışlar sergilese bile önce şunu düşünmek gerekir:
“Kim bilir, içinde ne acılar taşıyor?”
Hoşgörü göstermek gerekir.
Çünkü onlar, “vatan borcu” diyerek teröre geçit vermemek için o şanlı üniformayı giydikleri andan itibaren devlete emanettir.
Başlarına gelen her olayda devletin sorumluluğu vardır.
Ve bu sorumluluk, gazilerin üniformasını çıkardıkları gün sona ermez. Ömürlerinin sonuna kadar devam eder.
DEVLETİN EMANETİNE BÖYLE Mİ SAHİP ÇIKILIR?
İşte o devletimize emanet olan gazilerimizden bir kısmının, 19 Ağustos 2026 günü saat 05.00 sıralarında Güvenpark’taki eylem alanından polis müdahalesiyle çıkarıldıkları ve eşyalarının toplandığı görüntüler kamuoyuna yansıdı.
O anları izlerken insanın aklına ister istemez yıllar öncesi geliyor.
Belki de o gazilerin bir kısmı, yıllar önce terör örgütü PKK mensuplarıyla girdikleri çatışmalarda yaşadıkları o günlere geri döndü.
Ancak bu kez durum çok farklıydı.
Yıllar önce karşılarında teröristler vardı.
Bu kez karşılarında, devletin güvenlik görevlileri bulunuyordu.
Ve ortaya çıkan görüntülerden biri, insanın hafızasından kolay kolay silinecek gibi değil:
Gazilerin protez uzuvları, siyah bir çöp poşetinin içinde taşınıyor.
Bu fotoğrafa iyi bakın.
Çünkü o protez bacak, sıradan bir eşya değildir.
Yıllar önce PKK’nın döşediği bir patlayıcının kopardığı gerçek bacağın yerini tutuyordu.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Hangisi daha acı vermiştir?
Terörle mücadele sırasında kaybettikleri gerçek bacakları mı?
Yoksa haklarını aramak için eylem yaptıkları Güvenpark’tan polis müdahalesiyle çıkarılırken geride bıraktıkları protez bacakları mı?
GAZİLERİN TALEPLERİ........
