menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden bebek katili?

9 0
02.08.2026

Öyle sözler vardır ki öfkeyle söylenmiş geçici bir tepki değildir; yıllar içinde yaşananların sonucunda milletin diline yerleşir. “Bebek katili” ifadesi de böyledir. Türkiye’de yıllardır terör örgütü PKK ve onun elebaşı için kullanılan bu söz, sıradan bir siyasi tepki yahut günlük polemik cümlesi olarak ortaya çıkmadı. Dağ köylerinde basılan evlerin, yakılan ocakların, yetim kalan çocukların, evladının cenazesine sarılan anaların, paramparça edilmiş araçların, itlaf edilmiş hayvanların ve mezar taşlarına kazınmış masumiyetin içinden çıktı.

Bugün adına “Terörsüz Türkiye” denilen yeni bir süreçten, silah bırakmadan, topluma dönüşten, aftan, hukuki kolaylıklardan ve siyasi geleceğe açılabilecek kapılardan söz ediliyor. Elbette bu ülkede herkes kanın durmasını ister. Elbette anneler ağlamasın isteriz. Elbette Mehmetçik, polis, jandarma, güvenlik korucusu, sivil vatandaş, öğretmen, doktor, hâkim, mühendis, işçi, köylü ve çocuklar ölmesin isteriz.

Fakat bir ülke kanı durdurmak isterken geçmişte yaşananları unutursa, barıştan ziyade yeni bir aldanış üretir. O nedenle bugün önce bu topraklarda “bebek katili” sözünün neden söylendiğini hatırlamak gerekir. Bu söz nereden çıktı? Hangi katliamların, hangi mezar taşlarının ardından milletin diline yerleşti?

BEBEK KATİLİ DENMESİNİN SEBEBİ

20 Haziran 1987’de Mardin’in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık köyünde PKK’lı teröristler, aralarında çocukların ve kadınların da bulunduğu onlarca sivili katletti. Açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre, o saldırıda 16’sı çocuk olmak üzere 30 insan hayatını kaybetti. Bu çocukların ne silahı vardı ne mevzisi ne de örgütün iddia ettiği siyasi hedeflerle bir ilgisi. Onlar yalnızca köylerinde yaşayan, ailesinin koynunda uyuyan, sabaha çıkamayan masum çocuklardı.

Aynı yılın Ağustos ayında bu defa Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Milan mezrası kana bulandı. Kaynaklarda, aralarında üç günlük ve altı günlük bebeklerin de bulunduğu sivillerin PKK’lı teröristler tarafından katledildiği yer aldı. Üç günlük bebek… Altı günlük bebek… Daha dünyaya alışamamış, annesinin kokusundan başka bir şey bilmeyen, hayatı yalnızca birkaç nefeslik olan yavrular. Bir örgütün karakterini anlamak isteyenler, ideolojik metinlerine değil, önce bu bebeklerin mezarlarına bakmalıdır.

25 Aralık 1991’de terör bu defa İstanbul’un ortasında, Bakırköy’de, Çetinkaya Mağazası’nda yüzünü gösterdi. PKK’lı teröristlerce düzenlenen molotof kokteylli saldırıda, aralarında bir çocuğun da bulunduğu siviller yanarak hayatını kaybetti. Böylece dağ köylerinde bebek öldüren zihniyetin, şehir merkezinde mağazada bulunan insanları da ateşe vermekten çekinmediği görüldü. Coğrafya değişti, yöntem değişti; hedef yine sivildi, yine masumdu. O saldırıda iki yaşında bir bebek de yanarak can verdi.

31 Temmuz 2018’de Hakkâri/Yüksekova’da, asker olan eşini ziyaret eden Nurcan Karakaya, henüz 11 aylık bebeği Bedirhan Mustafa Karakaya ile dönüş yolundaydı. PKK’lı teröristlerin önceden yola tuzakladığı el yapımı patlayıcı infilak ettirildi. O araçta yalnızca bir anne ve bebeği yoktu; aile vardı, yuva vardı, ailenin babasının yanından dönen iki masum insan vardı. Nurcan Karakaya ile bebeği Bedirhan Mustafa, o yolda birlikte şehit oldular.

2019’da ise Suriye’den Akçakale’ye yönelik YPG/PKK havan ve roket saldırılarında 9 aylık Muhammed Omar evinde hayatını kaybetti. Kendi ülkesindeki iç savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan bir ailenin bebeği, bu defa sınırın ötesindeki terör örgütünün attığı mühimmatla vuruldu. Adı, uyruğu, dili, ailesi, coğrafyası değişti; fakat örgütün masuma yönelen yüzü yine değişmedi.

Bu kısa kronoloji bile tek başına çok şey anlatır. 1987’de köylerde çocuklar, üç günlük ve altı günlük bebekler; 1991’de İstanbul’da bir mağazada yanan küçük bir çocuk; 2018’de Bedirhan Mustafa; 2019’da Muhammed Omar… Tarihler değişti, isimler değişti, şehirler değişti, yöntemler değişti. Ancak örgütün çocuklara ve bebeklere kadar uzanan zalim karakteri değişmedi.

Fakat bütün bu acı örneklerin içinde bir mezar taşı vardır ki insanı olduğu yere çiviler.

Komando Tugay Komutanlığı yaptığım dönemde, bölgedeki ziyaretlerimden birinde Şırnak’ta bir kabristana gitmiştim. O coğrafyada çok şehit mezarı gördüm. Çok ana feryadı dinledim. Çok baba vakarına şahit oldum. Çok kardeşin gözündeki sessiz yangını gördüm. Ama bazı mezar taşları vardır ki, insanı asker kimliğinin, komutanlık tecrübesinin ve yılların sertleştirdiği bütün dış kabuğun içinden yakalar.

İşte o mezar taşı onlardan biriydi.

Şırnak ili Uludere ilçesinde, Şenoba’ya bağlı Taraklı-Ayrım-Üçkardeş hattında, 7 Mayıs 1988’de PKK’lı teröristler tarafından basılan mezrada silahsız ve savunmasız insanlar katledilmişti. Sayılardan, ayrıntılardan ve aile isimlerinden bağımsız olarak, oradaki bir mezar taşı diğerlerinden ayrı bir yerde duruyordu. Taşın üzerinde isim yerine şu ifade vardı:

İsmi Konulmamış Bebek.

Doğum tarihi: 07.05.1988 Şehadet tarihi:........

© Veryansın TV