menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mutlak butlan, arınma ve ihraçlar

9 0
11.06.2026

Buket Müftüoğlu yazdı…

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün yaşadığı kriz, bir kurultay tartışmasının, bir genel başkanlık mücadelesinin ya da parti içi iktidar kavgasının çok ötesindedir.

Burada tartışılan konu ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi geleceğidir ne de Özgür Özel’in seçilmiş genel başkanlığıdır.

Asıl mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin ve bu felsefenin siyasal taşıyıcısı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir. CHP, Müdafaa-i Hukuk’un siyasal devamı, Kuvayı Milliye ruhunun örgütlü temsilcisi ve Gazi Meclis’i kuran iradenin siyasal mirasıdır. Bu nedenle CHP’nin yönü yalnızca bir partinin yönü değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin yönü açısından da önemlidir.

Türkiye uzun yıllardır yalnızca ekonomik ve siyasi krizlerle değil, devletin yapısını ve geleceğini ilgilendiren çok daha kapsamlı tartışmalarla karşı karşıyadır. Yeni anayasa girişimleri, ulus devlet modelini aşındıran yaklaşımlar ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’ye biçilmeye çalışılan roller birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin neden böylesine önemli bir mücadele alanına dönüştüğü daha net anlaşılmaktadır.

Çünkü CHP, bütün hatalarına ve dönemsel savrulmalarına rağmen Türkiye’de ulus devlet fikrinin, milli egemenlik anlayışının ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin en güçlü siyasal referanslarından biri olmayı sürdürmektedir.

Bu nedenle CHP’nin etkisizleştirilmesi, kendi iç çatışmaları içerisinde tüketilmesi veya tarihsel kimliğinden uzaklaştırılması yalnızca bir parti meselesi değildir.

Bu durum doğrudan Türkiye’nin geleceğiyle ilgilidir.

Bugün mutlak butlan üzerinden yürütülen tartışmalar da bu nedenle yalnızca hukuki bir mesele olarak görülemez. Burada tartışılan şey, bir kurultayın sonucu değil, siyasal meşruiyetin kaynağıdır.

Ancak yaşanan sürecin bütün sorumluluğunu yalnızca bugünün toplumsal öfkesi üzerinden tek bir kişiye yüklemek de gerçekçi değildir.

Özellikle son on beş yılda parti içerisinde yaygın biçimde “Y-CHP” olarak tanımlanan dönüşüm süreci, CHP’nin kurucu ilkeleri ile siyasi pratiği arasında giderek büyüyen bir mesafe yaratmıştır. Kurucu değerlerden uzaklaşan söylemler, liyakat yerine sadakatin öne çıktığı kadrolaşmalar ve siyasi etik konusunda ortaya çıkan sorunlar zaman içerisinde CHP’nin ahlaki üstünlüğüne zarar vermiştir.

Bugün yaşanan kutuplaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri de geçmiş ile bugün arasında kurulmaya çalışılan yapay ayrımdır.

Oysa siyasi kurumların hafızası ortadadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin son on beş yılı incelendiğinde, bugün birbirine karşı konumlanan birçok aktörün uzun yıllar aynı siyasi çizgi içerisinde görev yaptığı görülmektedir.

Bu nedenle bugünkü tartışmaları geçmişten tamamen kopuk iki ayrı siyasi anlayışın mücadelesi olarak değerlendirmek eksik kalacaktır. Cumhuriyet’e sahip çıkma iradesinde, bu konuda gerekli muhasebe yapılmadığı takdirde, geçmişin çözümlenmemiş sorunları gelecekte yeniden karşımıza çıkacaktır.

Cumhuriyetçi kamuoyunun zihninde karşılık bulan temel soru da budur:

Eğer bugün eleştirilen uygulamalar, kadrolaşmalar, siyasi tercihler........

© Veryansın TV