SOSYAL DEFORMASYON
Değerlerimizi kaybederken geleceğimizi de mi kaybediyoruz?
Bir toplumun çöküşü her zaman savaşlarla, ekonomik krizlerle ya da büyük felaketlerle başlamaz. Bazen bir yaşlının görmezden gelinmesiyle, bazen bir çocuğun şiddete yönelmesiyle, bazen de insanların birbirlerinin acılarına karşı duyarsızlaşmasıyla başlar. En tehlikelisi ise bütün bunların zamanla normal kabul edilmesidir.İşte sosyal deformasyon, yani toplumsal yapının ve değerlerin aşınması, tam da burada kendisini gösterir.Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Teknolojide ilerlerken insanlığımızda geriye mi gidiyoruz?Ahlaki Değerlerin Aşınması ve İnsanlığın Kaybolan YüzüToplumları ayakta tutan yalnızca kanunlar, ekonomik güç veya siyasi kurumlar değildir. Bir toplumu güçlü kılan; vicdanı, merhameti, adalet duygusu, saygısı ve dayanışma kültürüdür.Ancak günümüzde giderek daha fazla tartıştığımız bir sorun var: İnsanların birbirlerine karşı tahammüllerinin azalması, çıkar ilişkilerinin insani ilişkilerin önüne geçmesi ve bireyselleşmenin zaman zaman bencilliğe dönüşmesi.Eskiden bir insanın derdi, çevresindeki insanların da derdi sayılırdı. Komşunun kapısı yalnızca bir evin kapısı değil, dayanışmanın da kapısıydı. Bir yaşlının yükünü hafifletmek, bir çocuğu korumak, ihtiyaç sahibine el uzatmak insan olmanın doğal bir gereği kabul edilirdi.Bugün ise aynı otobüste yolculuk eden insanların birbirlerine yabancılaştığına, yardıma ihtiyacı olan birinin görmezden gelinebildiğine, insanların başkalarının acıları karşısında sessiz kalabildiğine tanıklık ediyoruz.Elbette bütün toplumun bu şekilde davrandığını söylemek haksızlık olur. Hâlâ iyiliği yaşatan, başkasının derdiyle dertlenen, hiçbir karşılık beklemeden yardım eden insanlar var. Ancak asıl mesele, iyiliğin azalması kadar kötülüğe ve duyarsızlığa alışma tehlikesidir.Çünkü bir toplumda yanlış davranışlar karşısında vicdanlar susmaya başladığında, o yanlışlar zamanla sıradanlaşabilir.Dijital Çağ: İletişim arttı, Peki ya iletişimimizin Kalitesi?Teknoloji insanlığa büyük imkânlar sundu. Bilgiye erişim kolaylaştı, insanlar dünyanın öbür ucundaki gelişmelerden haberdar olmaya başladı. Ancak teknolojinin sağladığı imkânların yanında, bilinçsiz kullanımın ortaya çıkardığı sorunları da görmezden gelemeyiz.Sosyal medya üzerinden binlerce insanla iletişim kurabilen bir kişi, aynı evde yaşadığı ailesiyle sağlıklı bir iletişim kurmakta zorlanabiliyor. İnsanlar başkalarının hayatlarını izlerken kendi hayatlarından uzaklaşabiliyor. Beğenilme arzusu, zaman zaman insanın gerçek kimliğinin önüne geçebiliyor.Nitekim sosyal medyanın ahlaki davranışlar üzerindeki etkisini inceleyen bilimsel çalışmalar, dijital platformların öfkeyi ve toplumsal kutuplaşmayı büyütebildiğini; ancak dayanışmayı ve toplumsal yardımlaşmayı da destekleyebildiğini ortaya koyuyor. Burada belirleyici olan, teknolojinin nasıl kullanıldığıdır.?Sorunumuz teknoloji değildir. Sorunumuz, teknolojiyi kullanırken vicdanımızı, sorumluluklarımızı ve insanlarla kurduğumuz gerçek bağları ihmal etmemizdir.Unutmamalıyız ki insanın değeri, sosyal medyada aldığı beğeni sayısıyla değil, hayatlara kattığı iyilikle ölçülür.Gençler neden manevi değerlerden uzaklaşıyor?Toplumsal deformasyonun en fazla üzerinde durulması gereken boyutlarından biri de gençlerin geleceğidir.Gençleri yalnızca eleştirmek, onları suçlamak veya geçmişin gençliğiyle bugünün gençliğini karşı karşıya getirmek çözüm değildir.........
