Çocukluğun Kaybolduğu Yer
Bir zamanlar çocukluk; sokakta misket oynamaktı, ip atlamaktı, dizler kanasa da kalplerin tertemiz kaldığı yıllardı.Şimdi ise…14 yaşında bir çocuk, kendi yaşıtını bıçaklıyor.13 yaşındaki çocuklar çeteler kuruyor, güç savaşına giriyor.Henüz “çocuk” bile olamamış kızlar anne oluyor. Okul sıraları bilgiyle değil, zehirle doluyor.Sormak gerekiyor:Biz neyi kaybettik?Bu çocuklar bir sabah uyanıp mı “şiddet” oldu?Bir anda mı nefretle doldu yürekleri?Elbette hayır…Bir yerde bir aile suskun kaldı.Bir yerde bir öğretmen çaresiz bırakıldı.Bir yerde bir toplum “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dedi.Ve biz hep birlikte, göz göre göre bir nesli kaybettik.Bugün çocuk dediğimiz yaş grubunda öfke var, kin var, aidiyetsizlik var.Çünkü sevgi eksik.Çünkü sınır yok.Çünkü rol model yok.Sosyal medyada gördüğü sahte hayatların peşinde kimlik arayan çocuk,evde anlaşılmayınca sokağa sığınıyor.Sokakta bulduğu şey ise çoğu zaman arkadaşlık değil;suç, madde, istismar…Ve biz hâlâ “gençlik bozuldu” diyerek kenardan izliyoruz.Hayır…Gençlik bozulmadı.Gençlik ihmal edildi.Bir çocuğun eline bıçak geçmeden önce,birilerinin o çocuğun elini tutması gerekiyordu.Bir kız çocuğu anne olmadan önce,birilerinin ona çocuk olma hakkını vermesi gerekiyordu.Bu bir güvenlik meselesi değil sadece…Bu bir vicdan meselesi.Okullar yalnızca ders anlatılan yerler olmaktan çıkmalı,çocukların ruhuna dokunan alanlara dönüşmeli.Aileler çocuklarını sadece büyütmemeli, duymalı.Devlet yalnızca cezayla değil, önlemle var olmalı.Çünkü biz bugün çocukları kaybedersek,yarın toplumu ararız… ama bulamayız.Unutmayalım:Bir çocuğun eline kalem yerine bıçak geçtiyse,bu sadece onun suçu değildir.Bu, hepimizin ortak ayıbıdır. Güçlü bir gelecek için Ahlaklı bir nesil yetiştirmek gerekir.
