Maarif Davamızın Kararlı Adımları
Eğitim sistemimizin kılcal damarlarına dokunan yeni bir eğitim öğretim yılının eşiğindeyiz. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 81 ilimize gönderilen 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler Genelgesi, yalnızca yeni dönemin idari işleyişini belirleyen bir mevzuat metni olarak okunmamalıdır. Bu genelge, Türkiye’nin eğitim politikalarında son yıllarda belirginleşen yönelimin hangi alanlarda derinleştirileceğini gösteren önemli bir yol haritasıdır. Genelge geçen hafta yayınlandı, ben de sıcağa sıcağına değil araya biraz serinlik girsin istedim. Tartışmaları, değerlendirmeleri gözlemledim ve görüşlerimi aşağıda belirttim.
Sahayı, eğitim politikalarını ve eğitim kamuoyunda yürütülen tartışmaları yakından takip eden bir eğitimci olarak baktığımda, genelgenin dikkat çekici tarafının tek tek düzenlemelerden ziyade bunların arkasındaki eğitim anlayışı olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada yalnızca okulun nasıl yönetileceği değil; çocuğun nasıl yetişeceği, öğretmenin nasıl konumlandırılacağı, ailenin eğitim sürecine nasıl katılacağı ve okulun toplumla nasıl ilişki kuracağı konusunda daha kapsamlı bir yaklaşım ortaya konuluyor.
Bu açıdan 2026-2027 eğitim öğretim yılını, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin sınıf, okul ve günlük yaşam düzeyinde daha görünür hâle geleceği bir dönem olarak değerlendirmek mümkün.
EĞİTİMİN MERKEZİNDE İNSAN VE TOPLUMSAL BÜTÜNLÜK
Genelgenin en önemli boyutlarından biri, eğitimin yalnızca akademik başarı üzerinden tanımlanmaması. Türkiye Yüzyılı vizyonu, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun amaçları ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütüncül yaklaşımı çerçevesinde öğrencilerin millî birlik ve beraberlik, vatandaşlık bilinci, kardeşlik hukuku, millî ve manevi değerler konusunda gelişimlerinin desteklenmesi hedefleniyor.
Burada önemli olan, değerler eğitiminin yalnızca belirli gün ve haftalara sıkıştırılmaması. Değerlerin sınıfın gündelik yaşamına, okul kültürüne ve öğrencinin davranışlarına yansıması gerekiyor. Eğitimin gerçek başarısı da zaten öğrencinin yalnızca ne bildiğiyle değil, bildiğini nasıl kullandığı, başkalarıyla nasıl ilişki kurduğu, sorumluluk alıp almadığı ve yaşadığı topluma nasıl katkı sunduğu ile ölçülmeli. Benim de geliştirdiğim merhamet, ahlak, vicdan ve iyilik yani MAVİ mottosu da değerler eğitimi sürecinde oldukça anlam ifade ediyor.
GÜVENLİ OKUL, GÜÇLÜ EĞİTİM
Biliyorsunuz geçen aylarda önce Şanlıurfa sonra Kahramanmaraş’ta bizler de büyük travma yaratan okulda şiddet eylemlerini gördük. Unutmayalım bir eğitim ortamının niteliği, öncelikle güvenli olup olmadığıyla başlar. Genelgede “Güvenli Okul İklimi” başlığının güçlü biçimde vurgulanması bu açıdan son derece yerinde.
Okul giriş ve çıkışlarının kontrollü olması, yaya ve araç trafiğinin düzenlenmesi, kör noktaların aydınlatılması, acil durumlarda tahliyeyi kolaylaştıracak fiziki tedbirlerin alınması ve okul çevresindeki risklere yönelik kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi, eğitimin görünmeyen fakat temel altyapısını oluşturuyor.Elbette sadece kolluk tedbirleri okulda şiddet potansiyelini sönümlendirmeyebilir. Bu hususta ailelere büyük görev düşmektedir ayrıca rehberlik servislerinin de durumsal değil sorun öncesi bir strateji geliştirmeleri de beklenmektedir.
Bunun yanında genelge ile veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden yürütülmesi ve randevusuz okul ziyaretlerinin önüne geçilmesi de yalnızca bir güvenlik tedbiri değildir. Bu düzenleme aynı zamanda okulun kurumsal kimliğini ve öğretmenin çalışma alanını korumaya yöneliktir.
Veli elbette eğitim sürecinin en önemli paydaşlarından biridir. Ancak sağlıklı veli-okul ilişkisi, kontrolsüz müdahale üzerinden değil; belirli kurallar, karşılıklı saygı ve düzenli iletişim üzerinden kurulmalıdır. Öğretmenin sınıfta kendisini güvende hissetmediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz etmek mümkün değildir.
ÖĞRETMENİN İTİBARI, EĞİTİMİN İTİBARIDIR
Genelgede öğretmenlerin mesleki vakarına, temsil sorumluluğuna ve öğrencilere örnek olma niteliğine yapılan vurgu da dikkat çekicidir. Önlük uygulaması ilk bakışta biçimsel bir düzenleme gibi görülebilir. Oysa eğitim kurumlarında sembollerin ve ritüellerin de bir kurum kültürü oluşturduğu unutulmamalıdır. 1998 yılında öğretmenliğe ilk başladığım dönemlerde takım elbise ile okullara gidiyorduk daha sonra sivil itaatsizlik adı altında bir sendika önce kravatı daha sonra diğer biçimsel kılık kıyafet yerine günlük kıyafetlerle okula gelinmesini teşvik etti tabii bu durumu suistimal eden örnekleri de biliyoruz.
Ancak........
