Diyarbakır’da Ramazan ayı
Sanırım Diyarbakır’a onuncu gelişim…Her gelişimde başka bir yönünü keşfediyorum. Şimdiye kadar Çermik’ten Çüngüş’e, Lice’den Silvan’a Çınara, Ergani’ye kadar adım adım dolaştım bu coğrafyayı. Dağını, ovasını, çarşısını, insanını gözlemledim. Ve her seferinde aynı kanaat güçlendi zihnimde: Diyarbakır yalnızca bir şehir değildir; Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin sembol şehirlerinden biridir. Bu topraklar, ayrıştırıcı söylemlere rağmen birlikte kalabilmenin tarihsel tecrübesini taşımaktadır.
Yıllar önce Mıgırdıç Margosyan’ın Gâvur Mahallesi adlı eserini okuduğumda, Diyarbakır’ın çok katmanlı sosyal dokusunu mahalle hikâyeleri üzerinden hissetmiştim. O eser, kültürler arası diyaloğun, komşuluğun ve karşılıklı saygının nasıl bir toplumsal zenginlik ürettiğini gösteriyordu. Bu şehir, farklılıkları çatışma sebebi değil; birlikte yaşama pratiğinin doğal unsuru olarak görmüş bir hafızaya sahiptir. Ramazan ise bu hafızanın yeniden görünür olduğu zamandır.
Diyarbakır Surları sadece taş değildir; sürekliliğin sembolüdür. Ulu Camii, Diyarbakır sadece bir ibadet mekânı değil; asırlardır aynı safın omuz omuza durduğu bir toplumsal birlik mekânıdır. Ramazan gecelerinde bu mekânlarda geçmiş ile bugün aynı duada buluşur.
Bu şehir düşünce üretmiştir. Fikir işçileri ile entelektüel dünyamıza katkı sunmuştur. Ziya Gökalp’in kültür ve millet teorilerinde, Cahit Sıtkı........
