Tarihin aynasında çarpıtılan bir hakan
Tarih, çoğu zaman kazananların ya da ideolojik körlüklerin kalemiyle yazılır. Ancak gerçeklerin, eninde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi inatçı bir huyu vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun en fırtınalı, en amansız döneminde tahta geçen Sultan II. Abdülhamid Han da bu çarpıtılmış tarihin merkezinde yer alan bir sultandır.
Çoğu söylenenlerin aksine onun dönemi, Osmanlı’nın iktisadi ve siyasi olarak âdeta bir "komprador" (yabancı işbirlikçisi) kuşatması altında olduğu bir devirdi. Sultan Abdülhamid, tahta geçer geçmez bu sömürü çarkına "dur" diyen ilk lider oldu. Yabancı müesseselerin sömürü ağını tasfiye etmek için hamleler yaptı. Batı merkezli tarih tezlerinin aksine, Avrupa’ya borçlanmak bir yana, devraldığı Düyun-u Umumiye borçlarını temizlemek için kendi şahsi servetini, yani cebindeki parayı da ortaya koyup borcun yüzde doksanını ödedi.
Sultan II. Abdülhamid’in vizyonu sadece İstanbul, Balkanlar ya da Orta Doğu ile sınırlı değildi. O, "İttihad-ı İslam" (İslam Birliği) politikasıyla sınırları aşan, küresel bir jeopolitik deha kurgulamıştı. Filistin’den Doğu Türkistan’a kadar İslam ümmeti için elini değil, bütün gövdesini taşın altına koyan bu "Halife-i Azam"ın 1909’da tahttan indirilmesi, aslında sadece bir padişahın........
