Ah… Yalan dünya!
İnsan bazen gerçeği en çok hissettiği anda böyle haykırıyor işte. Bu dünya, insana aitmiş gibi duran ama aslında hiç kimseye kalmayan bir misafirhane…
Nefeslerimiz sayılı, evet. Ama biz, o sayılı nefeslerin sonsuzmuş gibi davranan yolcularıyız. Belki de gaflet dediğimiz şey… Unutmaktan değil, kabullenememekten doğuyor.
Çaresizlik… İnsanın en yalın hâli. Ne gücün kalıyor ne sözün ne de tutunacak bir dalın…
Sevdiğin birinin elini tutuyorsun, ama o el yavaş yavaş senden kopuyor.
İşte o an anlıyorsun ne para ne makam ne de dünya telaşı bir nefesi bile geri getiremiyor.
Ama belki de mesele “uyanamamak” değil…
Belki insan, her gün biraz daha uyanıyor da kalbi o gerçeği taşımakta zorlanıyor. Çünkü bilmek ağırdır…
Faniliği bilmek, vedayı kabullenmek, elinden hiçbir şey gelmediğini görmek…
İnsan bazen bu yüzden oyalanır, bu yüzden dünyaya dalar.
Unutmak için değil, dayanabilmek için.
Yine de içimizde bir ses hep........
