Seyirci namına ortalıkta kimsecikler kalmamıştı!
Kâbus bile tek başına odasına çıkmak zorunda kalmış, etrafında ne Maria’yı, ne de sadık şövalyelerini görebilmişti.
Manzarayı seyretmeye dayanamayan kadın, çocuk ve birçok insan, bozguna uğramış ordu gibi çoktan kaçışmış. Adım atılacak yer bulunmayan mekân, domuz sürüsü geçmiş tarla perişanlığına ve sessizliğine bürünmüştü. Vakit kaybedilmeden ikincisi de atıldı. Hayvanın inlemesi, böğürmesi şato duvarlarına çarparak yankılanıyor, dehşet uyandırıyordu. Bu da birincisi gibi kazıklara inmeden havada çengellere takılıp kaldı.
Kan kokusunu duyan yüzlerce kartal, akbaba leşlerin üzerine üşüştü. Seyirci namına ortalıkta kimsecikler yoktu. Kaçan, kaçana dağılmış, tarumar olmuşlardı. Kâbus bile tek başına odasına çıkmak zorunda kalmış, etrafında ne Maria’yı, ne de sadık şövalyelerini görebilmişti.
Bir köşede zindancıbaşı, Boris’e;
- Azizim! Felaketti felaket! Çengellere takılmış Osmanlı, yırtıcı bir kaplan gibi kükrüyor, domuz gibi böğürüyor, çirkin ayakları titriyordu. Kuduz köpekler........
