Matlube Hanım, kulaklarına inanamıyor, dikkatle dinliyordu
Süleyman Çelebi: “Resûlullah Efendimize hakaret edilmesine ben sebep oldum! Ben! Zavallı ben! Yazıklar olsun bana! Yazıklar olsun!”
Matlube Hanım kapıyı tıkladı. “Girin” diye bir ses duymayınca merakla açtı. Bir müddet kocacığını seyretti. “Aman Allah’ım ne yapsam, nasıl yardımcı olsam?” diyerek yanına kadar geldi. Çelebi 'ruh' olmuştu sanki. Ne bir şey duyuyor, ne de söylüyordu. Bir divane gibi aynı şeyleri sayıklayıp duruyordu. “Resûlullah Efendimize hakaret edilmesine ben sebep oldum! Ben! Zavallı ben! Yazıklar olsun bana! Yazıklar olsun!”
Rab, mala, şekle değil, kalbe, niyete bakar,
İmansız olan kalbi, sonsuz ateşte yakar.
Matlube Hanım, kulaklarına inanamıyor, dikkatle dinliyordu. Evvela harp çıktı sandı. Zaten ne zamandan beri söylentileri, dedikoduları oluyordu. “Bilmem kaç bin filli, atlı, zırhlı leşker, Acem diyarını kasıp kavurarak ezmiş, geçmiş Osmanlıya doğru geliyormuş. Gittikleri memlekette canlı namına bir şey........
