En sevdiğini, yine çok sevdiği vatanı için gönderiyorlardı...
Doğan da attan inmiş biricik refikasını bekliyordu... Nikâhlısının mühim bir vazife için gideceğini babasından öğrenmişti Gülşah.
Kripto, "hoca efendi"nin elini öpüp, duasını almalarını tembihledi. Baş işaretiyle de nazikçe istirahate çekilmelerini rica etti.
Misafirler, daha ileri gitmediler. Onların da uykusu gelmişti. Yarın zor gün olacağa benziyordu. Hata yapılmamalıydı. Bu muhterem zâttan müsaade istediler. O da hemencecik elini uzattı. Sanki öte dünyadan gelmiş bir mücessem ruhu öpüp, pamuk elleri okşayıp geri geri çekildiler.
Gece karanlığında evlerinin yolunu tutmuş giderlerken Hurufi ihtiyarın anlattıklarını bir daha tekrar ediyor, yarınki vaaza hazırlanmanın planlarını yapıyorlardı.
Dedi, var mı ben gibi?
Bir muhalif yel esti,
Kayıt tutmuş, fişlemiş,
Birer birer şişlemiş,
Haşhaş yutmuş, uyutmuş,
Nice kayıtlar tutmuş,
Doğan Bey, cumâ sabahı erkenden Süleyman Çelebi amcacığının ve sütanası Matlube Hanım’ın elini öpüp, hayır duâlarını aldıktan sonra doru........
