Doğan Bey, bitkinliğini falan düşünecek hâlde değildi...
Verilen ulvi vazifeyi yerine getirememe ihtimali vicdanını rahatsız ediyor, ateşten bir azap gibi dimağını yakıyordu.
Kendine karşı inanılmaz güveni vardı evvel Allah. Lakin emr-i hak tamam olmuş olabilirdi. Verilen ulvi vazifeyi yerine getirememe ihtimali vicdanını rahatsız ediyor, ateşten bir azap gibi dimağını yakıyordu.
Gecenin karanlığına inat, hanın küçük pencerelerinden sızan ışıklar, terleyen atının boynunu pırıl pırıl parlatıyordu. Yaklaştıkça han duvarları, aşılması imkânsız uçurum gibi üzerine geliyordu sanki.
Hancı ve hizmetçilerle ahbaptı Doğan Bey. Hangi vakit gelse kolayca içeri girerdi. Her defasında ne yapar, ne eder Doğan’a hep aynı odayı verirlerdi. Bu gece de öyle oldu. Hiç vakit kaybetmeden atını teslim edip, istirahate çekilmek istiyordu. Fena hâlde başı ağrımıştı. Hancının gözünden kaçmadı;
- Çok yorgun görünüyorsun yiğidim.
Dedi. Doğan Bey, bitkinliğini falan düşünecek hâlde değildi.
- Mis gibi bir uyku çektim mi sabaha bir şeycikler kalmaz. Sen atıma iyi bak. Gerisini merak etme.
- Yiğidim,........
