"Beni asıl korkutan şu idrak meselesidir Paşam..."
Beyazıd Paşa: "Lâzım gelen tedbirleri almakta gecikirsek, durumun vahametini idrak etmiş olmak kâfi gelmeyecektir, korkarım…"
Emîr Sultan, en son okuduğu hatm-i şerifi, başta Sevgili Peygamberimize, onun muhterem arkadaşları Cihar-ı yâr-i güzin, Aşere-i mübeşşere, ehl-i beyt, ehl-i soffa, bütün Eshâb-ı kirâm efendilerimize, Âdem babamızdan bugüne kadar gelmiş, geçmiş bütün peygamberlere, Silsile-i aliyye büyüklerine, evliyâ-i kirâm efendilerimize, âlimlere, seyyidlere, şeriflere, şehidlere, gâzilere, Eshâb-ı kehf hazretlerine, bütün cennet ehli mümin ve müminatın ervahına ayrı ayrı hediye eyledi. Yanık bir kalple duâ buyurdu. Oradakiler de aşkla, şevkle; “Âmin!” dediler. Sonra da kapıya çıkıp, “Bismillahi tevekkeltü alellah” deyip, boşluğa bırakıverdiler. Birkaç kanat çırpmasını buğulu gözlerle takip eden muhterem zevat, hâlâ günün etkisi altındaydı.
Beyazıd Paşa, güvercinin ardından ümit dolu bir ifadeyle arkadaşlarına döndü.
- Beni, endişeye düşüren husus şudur ki…
Emîr Sultan ve Molla Fenâri başlarıyla tasdik etti. Süleyman Çelebi ezildi, büzüldü. Terlemiş gibi........
