"Akıncı beyi, bize diri lazım onu öldürmeyin sakın!.."
Kâbus ve kızı Maria; "içimizdeki bu casusun öldürülmemesi istikbalimiz için daha menfaatimize olur” diye düşünmüş ve alelacele emir vermişlerdi.
- Alçaaak! Alçaaaklaaar! Erkeksen çık karşıma bre namert!
Derken Erkara’yı kastediyordu.
Masaların üzerinden uçarcasına atlıyor, her hamlede birkaç şövalye hareketsiz kalıyordu. Bir ara yüksekçe bir yerde Erkara gözüne ilişti. Bir daha baktı. Duygularında da, gördüklerinde de yanılmamıştı. Pelerinin arkasında gizlediği iki hançeri çekti, fırlattı. Her ikisi de Boris’in göğsüne saplandı. Tehlikenin büyüklüğünü bilen Erkara, kendini korumuş ve sütunların arkasına gizlenmiş meğer. Boris’in ayaklarının dibine düştüğünü görünce de, bir daha hayıflandı. “Onun işini ben bitireyim!” diyerek, yayını çekti. Okunu yerleştirdi, gerdi. Islık çalarak vınlayan ok, Doğan’ın iki küreği arasına saplandı.
Müthiş bir acıyla kıvrandı. Gözleri karardı. İlk aklına gelen hocası Emîr Sultan oldu. Müşfik bir tavırla dostça kendine bakıyor;........
