menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mülkiyetin esası topraktır

39 8
21.02.2026

Medeniyet toprağa yerleşmekle başlar. Buna “beldevî” veyâ “medenî” olmak da denir. Kültür, medeniyetin bir unsuru olmakla birlikte onun kendisi değildir. “Medeniyet mi önemli kültür mü önemli?” denirse, hiç şüphesiz kültür dememiz lâzımdır. Batı, derleme kültürlü olduğu için belki “uygar” olmuş, ama “medenî” olamamıştır. Köklü Afrika kabîlelerinin kadîm kültürleri olduğu için Batı’dan şehirleşme bakımından geri olsalar bile insânî yönden daha medenîdir. Vahşî Afrika sözü Batı’ya göre iftirânın ta kendisidir. Onlar zevk için hayvan öldürmezler. Birbirlerinin haklarına, mülkiyetlerine, nâmuslarına, ferdî haklarına son derece saygılıdır. Belki yazılı kânunları yoktur, ama töreler son derece bağlayıcıdır. Yer altı ve yer üstü kaynaklarının belki kıymetlerini bilmezler, ama insanların onlardan daha kıymetli olduğunu bildikleri için bu zenginlikleri kullanmayı düşünmezler bile.

Ne zaman ki “medenî Batı” bu mâsum insanlara musallat oldu ise mâsûmiyyet kelimesine ilk tecâvüz de Batı’dan geldi.

İlk devirlerdeki insanlar belki tabîat kânunları gereği saldırgan, yırtıcı, hattâ acımasız da olabilmişlerdir. Ancak art niyetli, dessâs ve hîleci değillerdi. Onların niyetleri düşmanlarından emîn olmak ve yaşayabilmekti.

Aralarında belki de ilk düşmanlık aslî mülkiyet olan toprak yüzünden çıkmıştır.

İLK ATALARIMIZ VE TOPRAK

Asya kavimleri deyince tabîî ki aklımıza ilk gelen atalarımız Türklerdir. İklim ve coğrâfî şartlara göre göçebe veyâ yarı göçebe yaşayan Türkler genelde savaşlarını bahar ve yazlara denk getirip kışın “kışlag” denen yarı sâbit yurtlarda (çadırlarda) yazın da “yaylag” denilen yarı sâbit çadırlarda yaşarlardı. Türkler av ya da toprağı işleme ameliyesiyle uğraşırlardı. Bu arada bâzı yazarlar Oğuzları “göçgüncü Oğuzlar” ve “Oğuz şehirleri”nden bahsederler. (Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş I.)

“Büyük şehirlerin ve ziraat bölgelerinin yakınında yaşayan Türk göçgünleri hemen ziraat hayâtına geçiyorlardı. Kuzey Harezm’de yaşayan Özbekler, yerleşik hayvancı idiler.

Buna mukâbil Batı Türkistan ve Türkmenistan’da yaşayan Türklerin yarı göçgüncü özellikleri karşısında Kazakistan’da “köylü-yaylacı” bir göçgünlük görülüyordu. Bununla berâber zirâatçi Türkmen Hıdır Eli Boyu’nun durumu Türkmenistan göçgünlerinin de bir tip hayat şekli yaşamadığını gösterir.” (Age, Türk Kültür Ta. G. S.44)

Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir ki sulak bir arâzi olması bakımından Yenisey Havzası’nda yâni Türk-Kırgız-Orhun bölgesinde zirâat yapıldığına dâir belgeler vardır. Her ne kadar Orhun Kitâbeleri’nde “Kiyük yiyü tabışkan yiyü olurur ertimiz. Bodun boguzı tok erti” dese de… (Muharrem Ergin, Orhun Abideleri)

(Tavşan ve geyik yiyerek otururduk. Milletin boğazı toktu.) diyorsa da bu da savaş sırasında veyâ zirâat yapılmayan bölgeler için söylenmiş olmalıdır.

Zirâat yapılsın veyâ yapılmasın Türklerde toprak vatan olduğu için zâten kutsaldır. Göktürklerin İslâm ordularıyla ilk savaşında amaç İslâm’a girip girmeme konusu değil, topraklarına başka bir milletin ayak basmasından doğan normal bir aksülameldir.

Esâsında Ötüken vâdisi veyâ Yenisey Ovaları Türklerin en çok sevdikleri bölgelerdi. Sebebi de hayvanları için yeni sulak ve otlaklar aradıkları içindi. Yine şunu da belirtelim ki büyük baş hayvandan ziyâde keçi ve koyun besleyen Türkler, en az bunlar kadar da at besliyorlardı. Yaşlı ve işe yaramaz hâle gelen atları kesip yiyorlar ve aygırlarının sütünden de en bilinen içkileri olan kımız yapıyorlardı. Türkler Haleb’e ve Anadolu’ya geldiklerinde “keçi çobanları” olarak biliniyorlardı. İslâmiyetle birlikte müskirattan sayıldığı için kımız içmeyi bırakan Türkler, örfî olarak bölgelere göre at eti yediler veyâ yemediler. Anadolu’ya göçen Oğuzlar at eti yemezken Türkistan ahâlîsi at eti yemeye bugün de devâm ediyorlar.

Temîm b. Bahr’a göre Kimek Türklerinde hakan otlakları tâkip ederek bir yerden bir yere göç ederdi. Kimekler zirâat de yaparlardı, ama asıl işleri hayvancılıktı. (Age, Türk Kültür. Ta. G. S.47)

SELÇUKLU VE OSMANLIDA YERLEŞİM VE FAÂLİYETLER

Özellikle Büyük Selçuklular Îran kültüründen ve Osmanlılar da Bizans şehirleşmesinden oldukça etkilendiler. Orhan Bey Bursa’yı alıp başkent yapana kadar, Kayı obası çadırlarda yaşıyordu. Hayvancılığın yanında ticârete de büyük önem veren Kayılar, buna rağmen keçi........

© Türkiye