menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sultan Hamid’in düşman eline verdiği silah!

14 0
latest

* Sultan Abdülhamid maarife çok ehemmiyet verdi. Modern mektepler kurdu. Buna rağmen bu mekteplerden yetişenler kendisine amansız muhalif oldu ve nihayet tahttan indirdiler.

* Niye böyle oldu? Bu talebeler niye fen öğrenip millî kültüre sahip olmak yerine politize olup birer ihtilalci gibi yetiştiler. Padişah ne yapmalıydı?

Sultan Abdülhamid devrinde rüştiye, idadi, sultani ve bilhassa fakülte muadili harbiye, tıbbiye, mülkiye, hukuk mektepleri kuruldu veya inkişaf etti. Bunlar, pozitivist bilim telakkisini, Avrupa siyasi fikriyatını, milliyetçilik ve meşrutiyet fikirlerini, anayasa mefhumlarını öğreten bir müfredat taşıyordu.

Modern mektepler, sadece fen öğretmez; aynı zamanda tenkidî düşünme, maşerî şuur ve siyasi mefhumlarla tanıştırır. Avrupa’daki 1789 sonrası dönüşmeler de benzer şekilde mekteplerden çıkmıştır. Yani mesele şudur, devlet modernleşmek için modern mektep açtı; modern mektep de tenkitçi fert meydana getirdi. Modern mektep, modern şuur demektir.

Bu mesele hem maarif tarihi hem de geç Osmanlı siyasi transformasyonu cihetinden dikkate değerdir. Hadiseler, hatalı maarif politikalarının değil, devrin bünyevi şartlarının mahsulüdür.

Meşrutiyet 1876’da ilan edildi, 1878’de askıya alındı ve otoriter bir idare kuruldu. Basın sansürü, jurnal sistemi, siyasi teşkilatlanma yasağı vardı. Bu noktada ciddi bir tenakuz doğdu, otorite ile modern maarifin arasında gerilim hasıl oldu. Mekteplerde anayasa, temsil, hürriyet kavramları öğretiliyor, fakat siyasi pratikte bunlar tatbik edilmiyordu. Bu da genç zihinlerde bir norm ve gerçeklik çatışması meydana getirdi. Bilhassa harbiye ve tıbbiye talebesi arasında gizli cemiyetler bu muhitte doğdu.

Sultan Abdülhamid, maarifi evvelemirde devlet memuru yetiştirmek için güçlendirdi. Bürokratik modernleşme vardı, ama siyasi katılım kanalları kapalıydı. Yükselme; liyakat, patronaj (himaye) ve sadakate dayanırdı. Parlamento çalışmıyordu. Bu hâlde tahsilli genç için iki yol vardı. Ya sisteme entegre olmak ya da sistemi değiştirmekti. Birinci zor olduğu için, bir kısmı ikinci yolu seçti.

Bu meselede unutulmaması icap eden daha büyük bir zemin vardır. Balkan milliyetçilikleri yükseliyordu. Bu gençler, ekonomik bağımlılık artıyor, dış borçlar büyüyor, toprak kayıpları sürüyor propagandasına kapıldılar: “Devlet çöküyor; mevcut idare muvaffakiyetsiz.” Dolayısıyla muhalefet sadece ideolojik değil, aynı zamanda kurtarıcı misyon psikolojisi idi.

Selin önünde kim durabilir?

Siyasi mevzulara çok vakit ayırmaları asıl iyi bilmeleri gereken ihtisas sahalarında noksan yetişmelerine yol açtı. Hükûmetin üstüne titrediği, gerek devlet gerek padişahın hususu hazinesinden ciddi bütçe ayrılarak kurulan ve devam ettirilen bu mektepler, siyasi faaliyetler ile maksadının dışına çıkarak ilim, fen ve teknik olarak değil hizipleşme ve isyan şeklinde mahsul veren birer anarşi yuvasına dönüştü.

Fen öğrenip de millî kültüre sahip olmak yerine niye ihtilalci oldular? Her mektepte dinî ilimler, hatta Arapça ve Farsça okutuluyordu. Hocaların bir kısmı da sarıklıydı. Ama müfredatın ilmî çerçevesi büyük ölçüde Avrupa kaynaklıydı.

Garp fikri, sansürle tam engellenemedi. Yurt dışına giden talebeler Jön Türk hareketini teşkilatlandırdı. Yani fen ve millî kültür sentezi esas olarak hedeflendi, ama ideolojik olarak tutarlı bir modern-İslam sentezi imal edilemedi. Ancak sel gibi........

© Türkiye