Bayramınız gerçekten mübarek olsun
Değerli Türkiye gazetesi ailem ve değerli Türkiye’m. Bayramınız mübarek olsun. Güzel bir bayram yazısı yazmak isterdim ev baklavası tadında. Ama galiba öyle olmayacak.
Bayramlar garip bir ayna aslında. Yılın geri kalanında görmezden geldiğimiz şeyleri, o üç günde net biçimde görünür kılıyor. Aile denen yapıyı en iyi bayramlarda anlıyoruz -hem ne kadar değerli olduğunu, hem de içinin ne zaman boşaldığını.
Bazı aileler çınar gibi. Dışarıdan heybetli, köklü, dimdik ayakta. İçi çürümüş olsa da.
Büyük, kalabalık, herkesin saygı duyduğu aileler var. Fotoğraflara bakınca sağlam görünüyorlar. Ama o fotoğrafların çekildiği günlerde kimse kimseyle gerçekten konuşmuyor. Bayram ziyaretleri azaldı, gelenlerin gündeminde ise sevgi değil hesap var: Kim ne kazanıyor, kimin arabası değişti, miras meselesi, para borcu, geçen bayramdan kalan kırgınlık.
Kavga edenleri barıştıracak büyük kalmadı pek çok ailede. Bir zamanlar o işlevi gören dedeler, nineler ya gitti ya da artık kimse onları dinlemiyor. Bayramda bile surat asmayı ihmal etmeyenler var; "bu kadar günde bile mi?" dedirten türden davranışlar, ziyaret sofrasının ortasında boy gösteriyor.
Ama asıl ağır olan şu: Bu tablo namazsız, oruçsuz, dinden uzak ailelere özgü değil. Beş vakit namazını kılan, otuz gün orucunu tutan, bayram namazından çıkıp ziyarete giden insanlar arasında da aynı manzara var. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerinde. İbadet var, bayramlık var, sofra var. Ama içeride -gerçek anlamda içeride- ramazanın gelmediği, bayramın dokunmadığı bir soğukluk hüküm sürüyor.
Bunun adını koymak zor, bu yüzden çoğunlukla konulmuyor. "Aile işte, böyle olur" deniyor ve geçiliyor. Oysa böyle olmak zorunda değil -ama bunu söylemek de kolay, o ayrı mesele.
Ne........
