menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rûh-ı İslâm’ın yeniden uyanışı: Mekke Paktı ve asırlık hasretin sonu

15 0
11.08.2026

7 Ağustos 2026… Orta Doğu’nun ve İslam coğrafyasının istikbal defterine altın harflerle değil, çelikten bir iradeyle yazılan tarihtir bu...

Türkiye’nin basiretli rehberliği, Suudi Arabistan’ın kararlı desteği ve Pakistan’ın sadakatiyle imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, yalnız coğrafi hudutların değil, manevi ruh kökümüzün de yeniden tesisi demektir.

Bu pakt, topraklarından koparılmış bir milletin, asırlardır üzerine serilen ölü toprağını silkeleyip ayağa kalkışının adıdır. Bizler, Batı’nın sinsi ajandalarında biçimlendirilip, cetvellerle bölünmüş, kendi evimizde mülteci kılınmış bir medeniyetin evlatlarıyız.

Ne zaman ki bu coğrafya kendi ruh köküne sırtını döndü, işte o zaman hüzün, gözyaşı ve vesayet eksik olmadı.

Şimdi ise Mekke’nin kutsal ikliminde yankılanan bu ses, sömürgeciliğin paslı zincirlerini kırıp atan bir iman haykırışıdır.

Dolayısıyla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın attığı adımı yalnızca bugünün Orta Doğu’suyla değil, bu tarihsel dönüşümle birlikte okumak gerekiyor.

Bu, bir bakıma “güvenliğimizi başkasının kararına bırakmayacağız” iradesidir.

ÜÇ ÜLKE, ÜÇ STRATEJİK KAPASİTE

Bu ittifakı önemli kılan, üç ülkenin aynı şeyi değil, birbirini tamamlayan farklı güç unsurlarını masaya getirmesidir.

Pakistan, İslam dünyasının nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip ülkesi olarak masadadır.

Üstelik Hindistan’la uzun süredir devam eden stratejik rekabet, Pakistan’ın güvenlik anlayışını doğrudan şekillendiriyor. Dolayısıyla İslamabad için Suudi Arabistan’la güvenlik ilişkisi yalnızca Körfez’le sınırlı değildir; daha geniş bir Asya jeopolitiğinin parçasıdır.

Türkiye ise ordusu, NATO tecrübesi, operasyonel kabiliyeti ve savunma sanayiiyle ittifakın teknoloji ve askerî kapasite ayağını güçlendiriyor.

ASELSAN’dan........

© Türkiye