Atın kuyruğunu bağladık: Uyuyan dev uyanıyor...
Kelimeler… Sadece lügat manalarından ibaret değildir. Bazılarının içine asırların nefesi siner; nesillerin duası, şehitlerin kanı, anaların gözyaşı ve ecdadın emaneti yerleşir. Söylendiğinde yalnız bugünü değil, maziden istikbale uzanan görünmez bir köprüyü de harekete geçirir.
Hele o kelimeler at, sefer, yol, kefen, vatan ve irade ise…
Zira bunlar bir milletin hafızasında karşılığı olan büyük hakikatlerdir.
26 Ağustos’ta Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümü ile Büyük Taarruz’un destansı ruhu yine aynı tarih şuurunda buluştu. Tam bu eşikte Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği üç kelimelik cümle, yalnız bugünün siyasetine değil, bin yıllık bir hafızaya seslendi: “Atımızın kuyruğunu bağladık.”
Bu sözün ağırlığı, tam da söylendiği yerde saklıdır: Malazgirt’te. Sultan Alparslan’ın beyaz şehadet elbisesini giyerek çıktığı o kutlu meydanda… Çünkü atın kuyruğunu bağlamak, Türk’ün sefer geleneğinde sıradan bir hazırlığın değil; bir kararın, bir niyetin ve yola baş koymanın sembolü olmuştur.
Sefer, yalnızca atın hareket etmesi değildir; iradenin harekete geçmesidir.
Bu nedenle Malazgirt’i de, Çanakkale’yi de, Millî Mücadele’yi de kuru bir savaş iştahıyla açıklayamayız. Bunların özünde toprak hırsından önce vatanı koruma iradesi vardır.
Sayın Cumhurbaşkanımız 2019’da “Uyuyan devi uyandırdılar, sonuçlarına da katlanacaklar!” dediğinde kimi çevreler bunu yalnızca siyasi retorik olarak gördü. Oysa milletlerin tarih boyunca biriktirdiği sabır, dışarıdan bakıldığında uykuya benzeyebilir. Bazen sessizlik, vazgeçiş değil; zamanını bekleyen iradedir.
Mazi, namus ve istikbal...
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Malazgirt’in 955’inci yılına ilişkin söylediği;
“Malazgirt mazimizdir, Anadolu namusumuzdur, Türkiye istikbalimizdir” sözü de bu yüzden yalnızca bir tarih cümlesi değildir.
Mazi, hafızadır... Vatan, emanettir... İstikbal, mesuliyettir.
Tarihi bilmek başka şey; tarihten mesul olmak başka… Malazgirt’i yalnızca 26 Ağustos 1071’de kazanılmış bir meydan muharebesi olarak görmek, o büyük hadisenin ruhunu eksiltmektir.
Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te açtığı çığır, kılıcın zaferinden çok daha derin, çok daha mesuliyetli bir devrin habercisi idi. Anadolu’ya adım atmak kolaydı; lâkin bu kara toprakları ebedî bir ocak, bir iman yurdu hâline getirmek; ancak zihnî ve kalbî bir çilenin, büyük bir feragat ve basiretin mahsulü olabilirdi.
Türkler yalnızca fethetmedi. Yerleşti, şehirler kurdu, ilim........
