Mezra aldık, şehir bıraktık: Kavala!
Kavala eskiden köy bile değildir. Hepi topu üç beş sandal, beş on barınak, bildiğiniz mezra.
Kavala’ya yolum sık düştü, kâh Edirne’den girdim, kâh Üsküp ya da Korçe’den indim aşağıya. Hatta bir seferinde de bilmem kaç yüz odalı bir gemi ile yanaştık limana... Serince bir sonbahar sabahıydı, hafiften sis çökmüştü kasabaya…Neden kasaba dedim, ninemin hatıralarında öyleydi zira… Şimdi 70-80 bin nüfuslu bir şehir, yamaçlar beton istilasında... Büyüklerimiz Kavala’yı tütünü ile anarlar, tütün Drama ve İskeçe’de yetişir aslında. Atlarla katırlarla Kavala’ya gelir, işlenir katana, salapurya ve mavnalarla yollanır uzaklara…Artık o işi bıraksalar da depolar ayakta. Üsküdarlılar iyi bilir, Şemsi Paşa İskelesi’nde de benzer binalar vardı zamanında. Aynı taş duvarlar, aynı demir kapılar, aynı mıhlı pancurlar ve o “Oh miss” dedirten rayiha havada… Tütün işi bizde de bitti, onlarda da. Şimdi kim tohum çimlendirecek de fide dikecek? Kim çapalayacak, kim gece yarısı kalkıp yaprak kıracak? Yok ipe diz, yok karıklara as, sapıyla, çöpüyle, küfüyle uğraş; sar, sarmala, balyala…
Hâlbuki kurabiye kolay, hamuru makine yoğursun, içine badem at, salla fırına. Nasıl olsa Türkler ellerinde avro bekliyorlar kapıda. Kurabiye bir Türk lezzetidir, Lozan’ı müteakip Karamanlı mübadillerle gelir Kavala’ya. Nasıl olsa dönüşte Edirne’den geçeceksiniz bence uğrayın kurabiyeci Arif Usta’ya. Miss gibi tereyağı kokusu, diliniz damağınız arasında eriyiveriyor, bir sıcaklık yayılıyor ağzınıza. Bazı yerler vardır hayal kırıklığı yaşarsınız, “niye geldim ki” dersiniz buraya… Kavala aksine gittiğinize değen bir belde, bizden bir şeyler buluyorsunuz zira. Sokaklar aynı Safranbolu, kafesse kafes, cumbaysa cumba… Görünür köşelerinde istif hat ile yazılmış maşallahlar, kitabeleri sökülse de çeşmelerimiz direniyor yıkıma.
Kavalalı denince iki isim geliyor aklımıza. Biri Mümin Hoca, biri de Mehmet Ali Paşa. Mümin Hoca ufak tefek bir pehlivan, üstelik çolak sakat. Hiçbir güreşçi yenilmek istemez ama mollanın derdi başka. Çünkü o medreseyi temsilen çıkar meydana. Kendinden iki kat iri Koca Yusuf’un göbeğini gösterir yıldızlara. Kavala’da Mümin Hoca’ya dair bir ize rastlamıyoruz ama nereye baksan Mehmed Ali Paşa.Bir kere imaret adıyla anılan külliye şehre silüet çizer tek başına. İçinde sübyan mektebinden, mühendishaneye, dar-ül hadis ve........
