İstanbul’un kara günleri: Mütareke devri
Numan Aydoğan Ünal[email protected]
Peygamber Efendimizin fethini müjdelediği İstanbul, 1453’te Fatih Sultan Mehmed’in ele geçirdiği günden itibaren tam bir Türk-İslam şehri olmaya başladı. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in halifeliği almasıyla da bütün Müslümanların hilafet merkezi oldu. “Saadet diyarı” manasındaki “Dersaadet” ismiyle anıldı. Osmanlı devrinde İstanbul’da büyük İslam âlim ve evliyaları, devlet adamları yetişti. Muhteşem mimari eserler yapıldı. Şehirdeki bütün Müslüman ve diğer dinlere mensup insanlar beraber huzur ve emniyet içinde yaşadılar.
Bu mesut, bereketli ve huzurlu günler, 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı (Doksanüç Harbi), Balkan Savaşları (1912-1913), 1. Cihan Savaşı (1914-1918) ve nihayet 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesinden sonra İtilaf Devletlerinin işgaliyle son buldu.
Mondros Mütarekesi, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti mağlup addedilince, Limni adasının Mondros şehrinde İtilaf devletleri ile Agamemnon zırhlısında imzalandı. Anlaşmanın çok ağır şartları vardı. Galip devletler, İstanbul başta olmak üzere Anadolu’da birçok şehrimizi işgal ettiler. Ordumuz dağıtıldı, bütün silah ve mühimmat, düşman kuvvetlerinin eline geçti, değerli Osmanlı paşalarından bazıları Malta’ya sürüldü. İstanbul’un işgal altında geçen zaman “mütareke devri” olarak tarih literatürüne girdi.
Mütarekenin imzalanmasından sonra İstanbul’a giren düşman kuvvetleri, 16 Mart 1920’de, Şehzadebaşı’ndaki karakolda vazifeli askerlerimizi uyurken şehit ettiler; kışla, askerî okul, talimgâh gibi pek çok yeri boşalttırarak kendi askerî birliklerini yerleştirdiler. Subay ve yüksek rütbeliler ise beğendikleri özel meskenleri tahliye ettirerek kendileri oturdular. Fransızlar, kendi askerlerini yerleştirmek için Ortaköy’deki şehzade ve sultan hanımlara ait sarayları tahliye ettirdiler. Maliyeden emekli Nazif Bey’in Yeşilköy’deki evi eşyalarıyla birlikte yine Fransız subayları tarafından işgal edildi.
İngilizler, Nişantaşı’ndaki yüz nüfusun oturduğu Halil Rıza Paşa konağı ve Yusuf İzzettin Efendi’nin aile fertlerinin oturduğu konağı boşalttırdılar. Ayrıca İngilizler, otomobil şube müdürü Ahmet Esad Bey’in evine de yerleştiler. İşgal kuvvetleri, 8 Aralık 1918’de askerî bir idare kurarak liman, tramvay, savunma, jandarma ve polis hizmetlerini sıkı bir kontrol altına aldılar.
GAYRİMÜSLİMLERİN SEVİNCİ
Şehrin işgaline en fazla Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıklar sevindiler, bayram ettiler. İşgal kuvvetlerinin şehre adım atmasıyla birlikte çılgınca gösteriler başladı. Özellikle Rumlar rıhtımda, Beyoğlu caddelerinde ve evlerin Boğaz’a bakan pencerelerinde, balkonlarında işgal devletlerinin ve Yunanistan’ın bayraklarını sallayarak “Zito Venizelos!” (Yaşa Venizelos!) çığlıklarıyla gösteriler yaptılar.
Yunan amirali Kakolidi’nin 18 Kasım 1918 günü Beyoğlu Yunan Kulübü’nde yapılan kabul resminde, Rumlara hitaben yaptığı kışkırtıcı konuşmanın yankıları sokaktaki çocuklara kadar ulaşmıştı. Kakolidi şöyle diyordu: “Türkiye’deki Yunanlılığa ana vatanın selamı ile Parthenon’dan bir zeytin dalı getirmek şerefine kavuştuklarından dolayı, emrimdeki subaylar ve erler, iftihar duymaktadırlar. Bunca zahmetten sonra Yunan hükûmeti size, teselliye medar olmak üzere, Yunan bayrağını getirmeye muvaffak olmuştur.”
Böylece Türk bayrağına hakaretler başladı, Yunan bayrakları dükkânlara, binalara asıldı. Bu çılgınlık ve Türk düşmanlığı çocuklara da tesir ederek, Rum çocukları, Müslüman çocuklarını sokaklarda taşa tutmaya başladılar.
SULTAN VAHİDEDDİN HAN’IN GAYRETİ
Son Osmanlı padişahı Sultan Vahideddin Han, Birinci Cihan Harbi’nin mağlubiyetle sona erdiği, milletin açlık ve sefalet çektiği, düşman filolarının Çanakkale Boğazı’nı geçtiği günlerde, 3 Temmuz........
