Demokrasiye geçiş sancıları
Prof. Dr. Osman Kemal Kayra
Yirminci yüzyıl sistemlerin altüst olduğu bir yeni dönemdir. İmparatorluklar, krallıklar yerlerini demokrasilere terk etti. Demokrasiler, krallıklardan daha şedîd müstemlekeci zâlim idâreler doğurdu. İnsan haklarının bayraktarlığını yapan Batı demokratları bu hakkın sâdece kendilerine âit olduğunu savunup sömürdükleri ülkeleri kan göllerine çevirdiler.
Gerek fert gerek âile gerekse toplumda en çok aranan şey huzurdur. Huzur yoksa bu saydıklarımızın hiçbirinin işlerliği yoktur.
Bedeni bir virüs nasıl çalışamaz hâle getirir hattâ ölüme sürüklerse, huzûru bozan şeyler de bir toplumu çökertebilir. Peki, bir cemiyette neden huzursuzluk olur? Huzûrun varlığından rahatsız olan insan var mıdır? Neş’eli olmak, rahat çalışmak, yarınlara emniyetle bakmak bir insana nasıl zor gelebilir?
Mikropların bir görevi vardır. Onlar beden sağlığını ve düzenini bozarlar. Sağlığı ve düzeni bozulan insan verimsiz olur ve çevreyle uyum sağlayamaz. Bu insan rûhen çöker, hattâ saldırgan olur. Mikrobu küçümsememeli. Cirmi küçük, cürmü büyük olan bu mikroorganizmalar zamanla kolonileşir ve vücudu istîlâ ederler.
Devlet bünyesinin mikropları da şiddet, terör yâni anarşidir. Bünyede mikrop neyse toplumda terör de odur. Mikroplar görevli yaratılmıştır. Peki, teröristin fonksiyonu ne? Hasta ruhlu, bozguncu insan bu yolu hür irâdesi ile seçer. Mikrop hılkaten mâsumdur; terörist ise bu yolu isteyerek seçtiği için zâlimdir.
Terör şiddete dayalı korku üretmektir. Anarşi ise işleyen sistemi bozup kargaşa ve kaos çıkarmaktır. Dolayısıyla bu tip organizasyonlar aynı fesat parantezindedir.
Ölüm ve kan olmayan şiddet korkutucu ve sindirici olmaz. Basit mitingler, gösteri yürüyüşleri bunlardandır. Bunlar genelde mâkul demokratik eylemlerdir. Ne var ki fitne üreten toplum mühendisleri bu tip olayları iyi kullanırlar. Yâni bu sosyal olaylar onlar için bulunmaz fırsatlardır. Birçok kanlı hadise bu mâsum gibi bilinen toplu olaylar içinde patlak vermiştir. Bu yüzden halk her türlü toplu yürüyüş ve fa’âliyetlerden çekinir.
1968’lerde basit forum ve yürüyüşlerle başlayan öğrenci hareketleri ülkemizi yıllarca süren kanlı olaylara sahne etmiştir.
KOMÜNİZMİN GIDASI ŞİDDET VE TERÖRDÜR
1970’lerde zirve yapan öğrenci olaylarını da sol fraksiyonlar istediği gibi yönlendirdi. Piramidal sistemle teşkilâtlanan sol fraksiyonlar, toplumun resmî ve sivil her noktasında departmanlar kurdular. İşçi, memur, polis, esnaf derneklerini ele geçirip yönlendirdiler.
Millet bunlara karşı nasıl bir reaksiyon gösterecekti?
Endonezya’da 27 Ekim 1965 târihinde kurulan KAMI “Yeni Endonezya Öğrenci Eylem Birliği” komünist hareketlere karşı üniversiteli öğrenciler tarafından kuruldu. Bu hareket “PKI” ve sol çevrelere karşı siyâsî baskı oluşturmayı hedefliyordu. 1966 yılında fa’âliyerleri yasaklanmış olsa da etkisi uzun süre devâm etti; hattâ ülkenin siyâsî dönüşümünde etkin rol oynadı.
OLAYLAR SAĞ-SOL HAREKETLERİ MİYDİ?
Bu örneği niye verdik? Türkiye’de de hızla yükselen komünist eylemlere siyâsî partiler ve kamu kuruluşları da katılınca, tehlikenin yaklaştığı anlaşılmaya başladı. 14 Aralık 1916’da kurulan MTTB (Millî Türk Talebe Birliği) 1967-1969 yılları arasında başkanlık yapan İsmail Kahraman’la sağ siyâsî bir boyut kazandı. Sonra da 1948’de kurulan Türkiye Millî Talebe Federasyonu (TMTF) da 1960’larda sağ siyâsî yapılanma içinde yer aldı. Bunlar ilk mücâdele veren kuruluşlardı. Fakat bu büyük tehlikeye karşı ilk sistemli ve geniş öğrenci plâtformu olan Ülkü Ocakları, 1960’larda kurulup 1970’lerde aktif toplum mücadelesine katıldı. Sonra bunların bünyesinden çıkan diğer resmî veyâ gayr-i resmî kuruluşlar bu oluşuma dâhil oldu. Bu teşkîlât diğerlerine hiç benzemiyordu. Îmanlı, aksiyoner, çoğu yüksek okul öğrencilerinden oluşan Ülkü Ocakları komünizme karşı âdetâ canlarını siper ettiler. Binlerce şehit verdiler. CCCP, Doğu Almanya ve diğer blok ülkelerince mâlî destek dâhil birçok lojistik argümanlarla beslenen bu devrimci kuvvetlere karşı şuurla ve Müslüman Türk halkının teveccühleri ile giderek Anadolu’nun bağrında da büyük ilgi gören bu hareket, Seyyid Ahmed Arvâsî’nin önderliğinde bir alperenler rûhuna büründü. Türkiye’deki bu hareketi bir sağ sol fraksiyonlar çatışması gibi gösterenler tabîî kasıtlıydılar. Bu bir beka hareketiydi.
KTÜ’deki akademisyenliğim sırasında Kazak, Kırgız ve Azerbaycanlı hocalar da üniversitemizde görev yapıyorlardı. Bunlardan Âzerbaycan Türkü Nâzım Bagırof ve Kazak Türkü Altay Sarsanuli Amanclof’un sözlerin hiç unutmam. Bana bir gün........
