Aslına rücu etmeyi bekleyen coğrafya: ‘Mümbit Hilal’den Orta Doğu bataklığına
Bu makale, 'Orta Doğu' olarak adlandırılan coğrafyanın aslında insanlığın, inancın ve ilmin sıfır noktası olan 'Mümbit Hilal' olduğunu ve Avrupa merkezli bir tanımlama ile bu coğrafyanın gerçek değerinden uzaklaştırıldığını savunmaktadır.
'Orta Doğu' terimi, Londra'yı merkeze alan emperyalist zihniyet tarafından Hindistan'a giden yol üzerindeki stratejik bölgeyi tanımlamak için kullanılmıştır.
Bu toprakların gerçek adı, Nil'den Mezopotamya'ya uzanan 'Mümbit Hilal'dir ve şehir, hukuk ve örgütlü toplumsal hayatın doğduğu yerdir.
Sümerler, Babil, Hitit gibi medeniyetler yazı, hukuk, astronomi ve diplomasi alanlarında önemli gelişmeler kaydetmiştir.
İslam medeniyeti, Beytü'l-Hikme ve Nizamiye gibi kurumlarla ilmin altın çağını yaşamış, Harezmi cebiri, İbnü'l Heysem ise optik bilimine katkı sağlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde 'Pax Ottomana' ile bölgede görece istikrar, güvenlik ve çoğulculuk sağlanmıştır.
Balfour Bildirisi ve 1948'de İsrail'in kuruluşu, bölgenin modern kaosuna zemin hazırlamış ve emperyalizmin jeopolitik karakolunu inşa etmiştir.
Doç. Dr. Ufuk SözcüTokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Öğretim Üyesi
Bugün her sabah kan ve barut kokusuyla uyandığımız, emperyal masalarda “Orta Doğu” diye adlandırılan bu topraklar; aslında insanlığın, inancın ve ilmin sıfır noktasıdır. 20. asır başında Amerikalı deniz stratejisti Alfred Thayer Mahan tarafından ortaya atılan, sonrasında İngiliz diplomatlar ve komutanlar (özellikle Lord Curzon) tarafından literatüre kazandırılan “Orta Doğu” kelimesi, tamamen Avrupa-merkezli bir tanımlamadır. Londra’yı dünyanın merkezi kabul eden emperyalist zihniyet, Hindistan'a giden yolun üzerindeki bu stratejik bölgeyi "Orta Doğu" olarak fişlemiştir. Oysa bu toprakların insanlığa verdiği miras, herhangi bir generalin hayal gücünün çok ötesindeydi.
Bu toprakların gerçek adı; Nil'den başlayıp Kudüs ve Şam'ı kucaklayarak Fırat ve Dicle'nin bereketlendirdiği Mezopotamya'ya uzanan "Mümbit Hilal"dir.
Bu hilal, yalnızca tarımın değil, şehrin, hukukun ve örgütlü toplumsal hayatın da doğduğu sahadır. Avrupa emperyalizminin "geri kalmış" yaftasını yapıştırdığı bu coğrafya, gerçekte insanlık tarihinin en büyük bilimsel sıçramalarına sahne olmuştur.
Sümerler, MÖ 4000'li yıllarda bu topraklarda insanlık tarihinin -şimdilik- bilinen ilk yazı sistemini (çivi yazısını) buldular. Sümer şehirleri, birer medeniyet laboratuvarıydı. Sümerlerin gökyüzünü izlemek için inşa ettikleri Zigguratlar, astronominin ilk rasathaneleri olmuş; geliştirdikleri 60 tabanlı sayı sistemi bugün hâlâ zamanı ve açıları ölçerken kullandığımız matematiğin temelini atmıştır. Tarihin bilinen en eski yazılı edebî eseri olan Gılgamış Destanı, bu topraklardan yükselen bir ölümlülük ve anlam arayışının destanıdır; tufan anlatısı, Sümerce tabletlerde binlerce yıl önce kayıt altına alınmıştır.
Babil medeniyeti ise Sümer geleneğini miras alarak onu daha da yükseğe taşıdı. MÖ 1750 yıllarında Kral Hammurabi'nin bir dikilitaşa kazıttırdığı yasa metni, insanlığın bilinen en kapsamlı ilk hukuk derlemesidir. Bunun yanı sıra Babilliler astronomiyi bilime dönüştürmüş, gök cisimlerinin hareketlerini düzenli biçimde kayıt altına almış; yedi günlük hafta takvimini dünyaya armağan etmişlerdir.
Biraz daha kuzeye, Anadolu coğrafyasına uzandığımızda ise Hititler karşımıza çıkar. Hititler sadece demiri işleyen savaşçılar değil, aynı zamanda Mısır ile imzaladıkları Kadeş Antlaşması ile dünya diplomasi ve uluslararası hukuk tarihinin ilk yazılı barış metnine imza atan devlet aklıdır.
BEYTÜ'L-HİKME'DEN NİZAMİYE'YE: İSLAM MEDENİYETİNİN ALTIN ÇAĞI
İslam medeniyetinin yükselişiyle birlikte Orta Doğu, insanlık tarihinin en parlak ilim merkezine dönüştü. Halife Me'mun'un emriyle 830 yılında Bağdat'ta kurulan Beytü'l-Hikme (Hikmet Evi) bunun kalbi oldu. Burada Yunanca, Farsça, Süryanice ve Hintçe yazılmış binlerce eser Arapçaya çevrildi; üstelik salt tercümeyle kalınmayıp bu eserler üzerine yeni şerhler, eleştiriler ve orijinal katkılar üretildi. Öklid'in geometrisi, Ptolemaios'un astronomisi, Hipokrat'ın tıbbı burada hem korundu hem de aşıldı.
Harezmi'nin cebiri keşfetmesi ve sıfır kavramını dünyaya kazandırması; İbnü’l Heysem'in ışık ve görme üzerine kaleme aldığı........
